Gelişme deyince, ülke çapında bir gelişme yok. Amerika-İsrail birliğinin İran’a saldırması nedeniyle, çevremizde bir ateş çevresi oluştu.
Bu konuda, dış politikada, ülkemizin tutumu yerindedir. Savaşanlardan birine taraf olmak yerine, savaşın önlenmesi, durdurulması konusunda devlet aklı iyi kullanılmaktadır.
İkinci Dünya Savaşının başlatıldığı 1939-1945 arasında bugüne benzer bir tutum içindeydik. Savaşa ha girdik, ha girecek konumdaydık. Birinci Dünya Savaşına giren ve yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğunun bir buçuk Milyon Kilometrekare yüzölçümündeki toprakların büyük bir kısmı elimizden çıkmıştı. Trakya’nın bir bölümü ile Anadolu topraklarını kurtarmaya çalışıyorduk.
Türk Kurtuluş Savaşını başlatan Mustafa Kemal’lin en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ikinci Dünya Savaşına girmemizi engelledi.
Amerikan Başkanları, hangi ülkeye çeşitli bahanelerle savaş açmışsa, gerçek amacı, o ülkelerin varlıklarına konmaktı. Lübnan da, Libya da, Suriye’de, Irak’ta, daha başka ülkelerde, son olarak Venezüella da, şimdi de İran da öğle olmayacak mı?
Mollalar, İran halkına zulmediyormuş, demokrasiyle yönetilmiyormuş, size ne?
Suudi Arabistan, Arap Emirlikleri ve diğerleri demokrasiyle mi yönetiliyor?
İran’da, Mollaların, halkına iyi davranmaması iddiası bahane, İran petrollerine konmak şahane.
Amerika halkının bu savaştan hoşnut olmadığını biliyoruz. Ama seçtikleri başkanın, dünyayı ateşe atmaya çalıştığını önleyecek hiçbir tedbir almıyorlar.
Nasıl, Gazze’de, Filistin halkının yerleştiği yerleri, yer ile yeksan ettilerse ve sonrasında da, “Biz, o topraklar da, şunu yapacağız, bunu yapacağız dediyseler, İran’da da aynı amacı güttüklerini fark etmeyen mi var?
Ne yaparsınız ki, dünyadaki diğer ülkeler de sesini çıkarmıyor, Amerika’nın zulmünden çekinerek.
Umarız, İran yönetimi, bir süre daha direnir de Amerika ve İsrail, kendi halklarının protestolarıyla karşılaşır ve savaşı ona erdirirler.
Aksi halde, kimsenin bir şey yapacağı yok.