Akil adam; çevresindekilere yürünmesi ya da uyulması gereken yolu, yöntemi gösterir.
Anlamazlar.
Geçmişten örnekler sunar.
Dinlemezler.
“Benim oğlum bina okur, döner-döner yine okur” deyimi gereğince, bildiklerini okurlar.
Akil adam durumun kötüye gittiğini, uyarılarının da dikkate alınmadığını fark eder, ama uyarılarının da dikkate alınmaması nedeniyle; “Ne haliniz varsa görün” diyerek, kenara çekilmekten başka bir çare bulamaz.
Bacayı alev sarmış, kimsenin umursadığı yok. Bindikleri dalı kesmeğe devam ediyorlar. Ne var ki, dalın üstünde yalnız kesen değil, çokları var. Kesenin yalnız kendisi değil, o çoklarını da düşürecek.
Hani, ünlü Halk Ozanı Karacaoğlan diyor ya:
“Çıktım yücesine seyran eyledim
Gördüm ak kuğulu göller perişan
Bir başıma olsam gam çekmez idim
Bir ben değil, cümle âlem perişan”
Ülkemiz nüfusunun büyük çoğunluğunun, maddi olanaklarının kısıtlı olması nedeniyle perişan. Ağaların keyfine diyecek yok.
Şair Eşref’in dediği gibi, böyle giderse; Gitgide zulmetmeğe elde ahali kalmayacak”
Eskilerin deyimiyle, içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle, teenni ile hareket etmemeli. Çünkü durum, işi ağırdan almayı gerektirmiyor.
Kamyon ortaklığı yapan iki kişi, yıllar önce bir vesileyle gazetemize geldiler. Ortaklıklarını tartıştılar. Ortaklardan biri, öbürüne dedi ki, “Kışın soğuk bir gününde, Zigana dağının zirvesinde, paltonu karın üstüne sererek namaz kıldın ya, anamı belleğin o oldu. Yoksa sen beni aldatamazdın”
Aldatmaların en çirkini “Allah ile aldatmak” Vebali de çok büyük ama ne yazarsanız yazın, ne söylerseniz söyleyin, Sayın Turhan Dilligil’in ifade ettiği gibi; “Varak-ı mihr-i vefayı kim okur, kim dinler?”
Biz de, boşuna kürek çektiğimizin farkındayız ama yazıp söylemezsek, üstümüzde vebal kalır gibi geliyor bana. O yüzden boşuna olduğunu bile bile kürek çekmeğe devam ediyoruz.