Et-Balık Kurumlarında uzun et kuyrukları oluşuyor. Kuyruklar yalnız Et-Balık Kurumlarında değil, halk ekmek büfelerinde ve ucuz gıda ve mal satan her yerde var.
Kadınlar, yaşlılar, her yaştan insanlar, sabahın köründe kuyruklara giriyor.
Bu durum, halkın fakirliğini göstermiyor mu?
Kanımca, kuyruklar biraz da, satışlardaki kontrolsüzlüğü gösteriyor. Bu kontrolsüzlüğü –serbest piyasa ekonomisi- savıyla açıklayamazsınız.
Örnek mi istiyorsunuz?
Et-Balık Kurumu etin kilolusunu 250 TL’den veriyormuş. Et-Balık Kurumu acizlere yardım yapan bir kuruluş değil. Bir kamu kuruluşu ama eti zararına da vermiyor herhalde.
Kurum; bina kirası vermiyor, çalışanların maaş ve ücretlerini, nakliye ücretlerini devlet karşılıyor, bunu da anlarız.
Burada pahalılık yalnız kontrolsüzlükten de kaynaklanmıyor.
Devlet besicileri özendiren hiçbir ödünde bulunmuyor. Besiciler, yalnız erkek olan hayvanlarını değil, koyunlarını, ineklerini bile satmak zorunda kalıyor.
Niye?
Girdilere yetişemiyor. İneklerini, koyunlarını satınca, yalnız et değil, süt ve sütten yapılan tereyağı, peynir, lor da pahalanıyor.
Ülkemiz yurttaşlarının bir kısmı işsiz. Bir kısmının aldığı ücretler de on bin lira ve bu on bin liranın da altında. Ülkemizdeki insanların yarısından fazlası geçim zorluğu içinde, Et-Balık Kurumu önlerinde, ekmek büfelerinin önlerinde, diğer ucuz mal satan ticaret erbabının önlerinde saatlerce kuyruklarda beklemelerinin nedeni bu.
Siz, ne kadar yüzde bilmem kaç oranında büyüdük derseniz değin, bu büyüme gerçeği değiştirmiyor.
Büyüme de doğrudur ama büyüyen kim? Nüfusumuzun yüzde beşi, bilemeden onu büyüdü ise, geriye kalan yüzde doksanı ne yapacağız
Bize yüzde beşi yeter diyorsanız, ona da söyleyecek fazla sözümüz yok.
Siz bilirsiniz de diyemiyorum. Halk da ne yapacağını bilmelidir.
Halk da ne yapacağını bilmiyorsa, ört ki ölem!