Devleti idare edenler, içimizden çıkan insanlardır. Biz nasılsak onlar da bizim gibidir. Zira onlar da bizim gibi bu toplumda yetişti. Onlardaki kusurlar, bizim kusurlarımıza çok benzer. İdareciler ailelerinden, okuldan ve toplumdan öğrendikleriyle şahsiyetlerini şekillendirmişlerdir. Onların karakterindeki güzellikler de, çirkinlikler de bu toplumu meydana getiren fertlerin birikimlerinin yansımalarıdır. Onlar aynadan yansıyan suretlerdir.
Unutulmamalıdır ki toplum ve onu meydana getiren fertler iyi olursa idareciler de iyi olur. Yönetim kademelerindeki kötüler, iyilerden daha fazlaysa bu durum o toplumun çürümüşlüğünü de gösterir. Demek ki o toplumda kötü davranışlar zaman içinde görmezlikten gelinmiş, bu vurdumduymaz tavır ve davranışlar zamanla yönetim mekanizmasına sirayet etmiştir. Bu durumda öncelikle kendimizi suçlamamız, düzeltmeye de kendimizden başlamamız gerekir. Zira herkes evinin kapısını süpürürse sokaklar tertemiz olmaz mı?
Osmanlı Devleti adalet temeli üzerine kurulu olduğu için çok uzun yaşadı.
Bir zamanlar dünya nizamını hakkıyla ve lâyıkıyla tanzim eden Osmanlı Devleti adalet üzerine inşa edilmiş bir temel yapıya sahipti. Bu devleti yönetenler yüce kitabımız Kur’an’dan ve hadislerden, canlı örnek olarak Hz. Muhammed(sav)’den aldıkları ilhamla mutlak adaleti tesis etmek için olağanüstü gayretler göstermişlerdir. Çünkü başta padişahlar olmak üzere, Osmanlı yöneticileri İslâm’ın kurallarına uymak için çok titiz davranıyorlardı. İslâm halifesi Hz. Ömer’in o meşhur “Adalet mülkün temelidir.” sözünü kulaklarına küpe edinmişlerdi.
Osmanlı Devletinde temel unsur insandı. İnsan merkezli bir devletti Osmanlı. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye vasiyetinde dile getirdiği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü, insan merkezli bir hayat ve yönetim anlayışının veciz ifadesidir. Osmanlı Devleti, insana bu açıdan baktığı için çok uzun ömürlü olmuştur. Bu cihan devleti Batılıların bin bir hileleri sonucunda parçalandığında bile saygınlığını kaybetmemişti. Hep hayırla yâd edilmişti.
Osmanlı padişahlarına baktığımızda, birkaç istisna dışında, hepsinin koltuğunun hakkını veren liyakatli, adaletli ve şerefli insanlar olduğunu görürüz. Osmanlı tarihi bunun şanlı örnekleriyle doludur. Bu noktada şu örnek olay mühimdir: Ünlü vezir İshak Paşa’nın ehil olmayan bir kişiyi önemli bir göreve atadığını tespit eden Fatih Sultan Mehmet Han, ona: “Paşa, bu hatayı ikinci kez işlersen sadece vezirliği değil, başını da alırım! Devlet-i Âl-i Osmanî ancak dürüst, liyakatli ve bilgili kişilerin omuzlarında yükselebilir.” demiştir. İstanbul’u fethederek Peygamberimizin övgüsüne mazhar olan Fatih’e de bu davranış yakışır.
Osmanlı hukuk sisteminde adalet fil ayağı hükmündeydi.
Dünyaya insan ve ihsan (iyilik) penceresinden bakan bir devlet olan Osmanlı Devleti’nde hukuk sistemi şer’î ve örfî olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Osmanlı’da şer’î hukuk, İslâm hukuku olarak da adlandırılmıştır. Bu hukukun temel esasları Allah (Kur’an) ve peygamberleri tarafından (sünnet) belirlenmiştir. Bunun yanında bir de padişahların iradesiyle ortaya konulan ve yine temeli İslâm’a dayanan örfî hukuk (fermanlar, kanunnameler) kuralları vardır. İslâm hukuku (bir başka deyişle şeriat), İslâm dininin ortaya koymuş olduğu bir hukuk sistemidir. İslâm hukuku devletin temel yasası olarak kabul edilmiştir. İslâm hukukunun tanzim etmediği sahalarda ise daha çok örfî hukuk devreye sokulmuştur. Osmanlı’nın bu hukuk kaidelerini oturtmak ve tatbik etmek için gösterdiği çaba her takdirin üzerindedir.
Hak ve hakikat dostu, Osmanlı’nın manevî mimarı Şeyh Edebali’nin yukarıda da belirttiğimiz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” beylik sözü Osmanlı adalet felsefesinin özünü teşkil etmiştir. Çünkü her şey insan için ve insana göredir. Osmanlı’nın hakim olduğu uzak ve yakın coğrafyalarda hep bu bakış açısının hakim olduğu görülmektedir. İşte böyle de Osmanlı, yüksek adalet anlayışı sayesinde gereksiz yere kan akıtmadan üç kıtaya hakim olmuş, Hakk’ı ve hakikati gözetmiş, halkın refahını öncelemiş, fethettiği yerlere adalet ve huzur dağıtmıştır. Bu gerçek daha sonraki kaos dönemlerinde daha çok anlaşılmıştır.