Hazreti Peygambere (Hazreti Muhammed’e) peygamberlik verildiği zaman, müslümanlığı anlatmak, tanıtmak ve yaymak görevini üstlenmişti. Ne kendileri vurmaktan, kırmaktan söz etti, ne de başkalarının vurup kırmasına izin verdi.
1950’li ve 40’lı yıllarda ve daha öncelerinde bir kusur işleyerek mahkemelere düşmenin ayıbından utanırlardı. Kavgaların patlak vereceği, çeşitli anlaşmazlıkların meydana geleceği anlarda, mahallenin, köyün, kentin akil adamları devreye girer ve olayları önlerlerdi.
Şimdi, kim büyük, kim küçük belli değil. Hatalı davranışlarda bulunanlara “Durun, susun” diyen yok. Öyle sanıldığı gibi büyük de yok.
Önce, birer birer bireyleri, sonra da onların oluşturduğu toplumları düzeltmek durumundayız.
Bu düzetmek konusu, ağzını açanı içeri atarak da yapamayız.
Yanlışları, kötülükleri, kavgaları, anlaşmazlıkları önlemekle yükümlü saydığınız insanlara bakıyorsunuz, toplumları daha da çok bölmeye yönelik davranışlar gösteriyorlar.
Vurmak, kırmak, bozmak da ne demek?
Sen başkalarını vurur, kırarsın, başkaları da seni vurur kırar.
İki kere iki dört eder. Bunun üçü, beşi olmaz.
“Su tesdisi, su yolunda kırılır” Ünlü bir deyimdir bu. Öyle değil midir?
Hayvanlar topluğunu bilirsiniz. Dağların, ormanların kralı Aslandır. Karnı aç ise, önüne gelen başka bir hayvanı devirir. Kendisi de doyana kadar yer ve yavrularını da bu şekilde yedirerek büyütür.
Diğer hayvanlar da böyledir. Yani, gücü yeten, yetenedir.
Şimdiki insanların kimileri de hayvanlardan farksız. Ne yasa dinliyorlar, ne hak, ne hukuk.
Adam, evini kiraya vermiş, kirada oturan ne kirasını ödüyor, ne çıkıyor. Mahkemeye verseniz çok uzun zaman sürüyor.
Adam, evinin, iş yerinin kirasını, üç katına, beş katına çıkarıyor. Oturanın bu kirayı ödeme olanağı yok. Al başına belayı.
Günümüz toplumunda, kiralık evi ya da işyeri olan da sıkıntıda, olmayan da.
İnsan olarak bizlerin hayvanlardan farkımız yok.
Nerede yurttaşlık bilinci, Nerede yasa ve Allah korkusu? Ne demek vumak, kırmak?!