Halil Ağa 1926 da Kelkit’te doğdu. Soyadı Korkut’tur. Ancak Kelkitliler ona “Halil Ağa” derlerdi. Kendisiyle 1955 yılında Kelkit Özel İdare Müdürlüğünde birlikte çalışmıştık. Tarihe karşı ileri derecede bir ilgisi ve tutkunluğu vardı.
1950 yılından önce Kelkit Halkevine gittiğini, Halkevinin kitaplarından, özellikle de tarihle ilgili kitaplarından yararlandığını söylerdi.
Maddi olanakları elvermediğinden Gümüşhane’de Ortaokula bir yıl gitmiş, ikinci sınıfa geçmiş ama ailesi ikinci ve üçüncü sınıflarda okutamamış ve ayrılmıştı.
O tarihlerde Kelkit Kaymakamı Cumhuriyet Gazetesiyle Halkevine gelir, gazeteyi okuduktan sonra masanın üzerinde bırakır, giderken alıp eve götürürmüş. Cumhuriyet Gazetesinde tarihi bir yazı dizisi yayınlanırmış. Halil Ağa da Cumhuriyetten o diziyi okurmuş. Kaymakam üç gün Halkevine gelmemiş. Halil Ağa da Kaymakamın evine gitmiş, kapıyı çalmış, Cumhuriyet Gazetesindeki yazı dizisini kendisinin de okuduğunu söylemiş ve “Mümkünse o üç gazeteyi bana verin okuduktan sonra iade ederim” demiş. Kaymakam da gazeteleri getirmiş vermiş. Gazete okuması da hoşuna gitmiş.
Bir gün dairede birlikte iken, güzel giyimli genç bir adam geldi daireye. Bir işi varmış, öğretmen olduğunu söyledi. Halil Ağa da Galiçya Cephesinden söz ediyordu. Öğretmen konuyu kendisi anlatmaya başladı. Ama tarih olarak, yer olarak yanlış anlatıyordu. Ben, arada bir karşı çıkmak istediysem de Halil Ağa bana işaret ederek susmamı söyledi. Sonra Öğretmene döndü, hocam herhalde son zamanlarda bu konuyla pek ilgilenmediniz dedi ve Galiçya ile ilgili olayı baştan sona kadar anlattı. Öğretmen hiçbir şey söyleyemedi, dinledi ve işini gördük, gitti.
1950’li yıllarda orta ve liseyi dışardan bitirmeler ilçelerde de yapılırdı. Halil Ağa da, Ortaokulu bitirme sınavlarına girdi. Bizim memuriyet yıllarımızda Ortaokul Tarih Öğretmeni Huriye Gerçek hanımdı. Herkes Halil Ağa dedikleri için o da Halil Korkut’a, “Halil Ağa, sen yaşlısın, sana tarihten bir soru soralım” demiş ve sormuş: “İstanbul’un Fethini anlat?”
Halil Ağa, Şeyh Edebali’nin kızı, Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Beyin eşi Mal Hatun (Mala Hatun) bir rüya görmüştü” diye söze başlamış. Huriye hanım; “Halil Ağa, ne yapıyorsun ben sana İstanbul’un Fethinin sordum” Hocam, merak etme, İstanbul’un fethine geleceğim. Rüya tabircileri, Mal Hatun’un göbeğinden çıkan bir ağacın dallarının, atin’ununHatininSöğüt Kasabasından başlayarak, kısa zamanda Avrupa’nın ve Afrika’nın bir bölümünü de içine alan büyük bir devlet kurulacağı şeklinde yorumladıklarını söylemişler. Halil Ağa, konuyu gerçekten İstanbul’un Fethine kadar getirmiş ve İstanbul’un Fethini ayrıntılarıyla anlatmış.
Tarih Öğretmeninin kardeşini de tanıdığımız için Huriye Hanım bizleri de tanımıştı ve bize; “Ben öğretmenliğim süresince tarihi bu kadar iyi bilen ve iyi anlatan ne bir öğretmene ne de bir öğrenciye rastladım” demişti.
Halil Ağa, Ortaokulu dışarıdan bitirerek memuriyete girmişti. Ben, 1958 yılının sonunda memuriyetten ayrılarak askere gitmiştim. Halil Ağa sonradan Özel İdarede yetkili olarak çalıştı ve emekli oldu. Halil Ağa bana da tarihi sevdirdi ama benim, Halil Ağaya göre tarih bilgim çok gerilerde kaldı ve Halil Ağanın tarih bilgisine hayranlığım hem devam etti.
Halil Ağa, 1980’li yıllarının başında Gümüşhane’ye geldi. Kalp rahatsızlığı vardı. Dahiliye Uzmanına götürdük, Doktor bey yatırdı, gece saat 11.00’e kadar yanından ayrılmadım. Halil Ağa’nın ısrarı üzerine eve döndüm. Sabahın ilk saatlerinde Halil Ağa’nın ölümünü bildirdiler. Hemen Hastaneye gittim. Bir araba kiraladım. Kelkit’e götürdük ve Kelkit’te Halil Ağayı büyük bir üzüntü içinde ve o çok geniş tarih bilgisiyle toprağa verdik. Ne yazık ki, Halil Ağanın tarih tutkunluğunu kayıtlara geçiremedik. Ruhu şâd olsun.