Medeniyeti ya da uygarlığı bir cümle ile açıklamak isterseniz, toplumsal gelişmişlik diyebilirsiniz.
Hangi anlamda?
Bilim, sanat, teknoloji, maddi ve manevi tüm alanlarda gelişmişliğe diyoruz medeniyet.
Bir de, medeni dediğimiz ya da öğle sandığımız gerçek yüzünü öğrenince şaşırıyoruz medeniyet bu mu diye!
Mehmet Akif Ersoy, batılılar için; “Medeniyet denilen maskara mahlûku görün, tükürün maskeli vicdanına asrın. Tükürün!” demiyor muydu?
1930’lu, 40’lı yılların insan fotoğraflarına baktığınız zaman, giyimde, kuşamdaki konumlarını, o günleri yaşayan insanların davranışlarına gördükçe, günümüzde ne kadar geriye gittiğimizi anlıyoruz.
Bazı olayları, bazı davranışları, zaman, zaman yazdığımın farkındayım.
Niye yineleyip duruyorum aynı konuları?
Hiçbir iyileşme, düzelme olmuyor da ondan yazıyorum.
Yazıyorum da ne oluyor?
Erkeklerin, özellikle kadıların gidip gelmeleri için düzenlenen kaldırımları sohbet mekânı olarak kullanmalarını önleyebiliyor muyuz?
Sigara izmaritlerini, ellerindeki kağıt parçaların caddelere, sokaklara bırakmalarının önünü alabiliyor muyuz?
Yollarda yürürken ya da toplu olarak oturulan mekânlarda bağırarak konuşmaları engelleyebiliyor muyuz?
İnsanları küfürlü konuşmaktan vaz geçirebiliyor muyuz?
Bir sünneti yerine getirmek için olmayan sakallarını uzatanlar, saçlarını uzatanlar, bakımlarını yapıyorlar mı?
Konuşmalarında, oturmalarında, kadın-erkek, büyük, küçük ayrımı yapıyorlar mı?
Saygın bir konuğunuz geldiğinde, onunla birlikte sokakta rahat yürüyebilir, parklarda kaygısız oturabiliyor musunuz?
Bu soruları çoğaltabiliriz. Gazetemizin 60 kuruluş yıldönümünü kutladık 20 Haziran’da.60 yıldan beri bu konuları yaza yaza, ne acıdır ki, bir arpa boyu yol alamadık. O nedenle yazıp duruyoruz. Belki her yazıdan bir kişi, iki kişi ilgilenir onlarda yakınlarının, çocuklarının davranışlarını düzeltme konusunda bir şeyler yaparlar diye.
Ne yazık ki, aynı konuları yazmak zorunda kalıyoruz.
Biz neye böyleyiz?