Geçtiğimiz haftalarda “Eskici” başlıklı bir yazımda, vatan hasretini dile getirmeğe çalışmıştım. Şimdi bir başka öykü bu konuya yeniden dönmemi kaçınılmaz kıldı.
Bir yurttaşımız, uzun yıllar önce yaşadığı koşullar yüzünden yurt dışına gitmiş. Memleketinde aile bireylerinden başlayarak pek çok dostundan, yakınından ihanet görmüş. Bu ihanet nedeniyle memleketine dönmek istememiş.
Sözünü ettiğimiz bu yurttaşımız, yaşadığı ülkede çok sıkıntılar çekmiş. İşe, (Eşi ile birlikte) bulunduğu ülkenin dilini öğrenmekle başlamış. Üç çocuğunun bulunduğu ülkeye uyum sağlamasında da zorlanmış. Yıllar, yılları kovalamış. Sonunda yatağını bulmuş. Önce, sığındığı ülkeden mülteci sıfatıyla vatandaşlık almış. Eşi de, kendisi de eğitimli olmalarına karşın, yaşadığı ülkenin sorunlarını kendi sorunları gibi bilmiş, katkı sağalama gereğini duymuş o ülkeye. Bilgisi, yeteneği, genel kültürüyle, ülkenin üst düzeydeki yöneticilerinin dikkatini çekmiş. İtibar gören kişi olarak düzlüğe çıkmış ama kendi ülkesini asla bir kenara itememiş. Kendi ülkesi ile birlikte dünya politikasını izlemeğe başlamış.
İleri yaşında şimdi ne yapıyor derseniz, “vatan hasreti” yaşıyor derim.
Cumhuriyet Gazetesinin Avrupa baskılarında yazılar yazmış. Bu yazılar; çeşitli dillere çevrilmiş, Amerika’sından, Japonya’sına, İngiltere’sinden, Fransa’sına kadar ilgi ile izlenmiş ve takdir görmüş.
Ama gördüğü bu takdir, onu mutlu etmemiş. O, kendi ülkesinin mutluluğunu görmesini özler hale gelmiş..
Hani, bülbülü altın kafes içine koymuşlar, yine de doğadaki çalılıkları, ağaç dallarını, taş oyuklarını düşünerek; “Ah vatan, vah vatan” demiş ya, o yurt dışındaki yurttaşımız öğle diyor şimdi.
Mehmet Akif Ersoy da öğle demiyor muydu İstiklal Marşında:
“Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda”
Gerçek ülkesinin düzlüğe çıkması için, eli kalem tutanların, bilgi ile donanmış olanların bir şeyler yapmasını umuyor ve bekliyor.
Anlıyorum ki, asıl ülkesi düzlüğe çıkmadan ölürse, vatan hasreti dinmeyecek ve gözleri açık gidecek. “Vatan hasreti” böyle bir şey işte.