Türkiye Topraklarının önemli bir kesimi maden aramak isteyenler için ruhsatlanmış. Ruhsat verilirken, araştırma yapılacak topraklar üzerinde orman mı var, zeytinlik mi var, ekilebilir arazi mi var, tarih, kültür ve turizme elverişli kaynaklar mı var, hatta yerleşim yerleri mi var? Hiçbiri dikkate alınmamış. Bu konuda ciddi bir çalışma yapılmamış.
Maden aramak için başvuranların, yasal olarak belli bir süre içinde işletmeye başlamaları gerekiyor. Herhalde ilgili ve yetkililer, o süreyi takip ediyor olmalı. Takip edilemiyorsa o da başka bir sorun.
Zaman zaman, geçim kaynaklarının ellerinden gideceği gerekçesiyle, maden araştırmacılarıyla, yerleşim yeri sakinleri arasında, sürtüşmeler, hatta çatışmalar oluyor. Yetkililer kırsal kesimlerdeki sürtüşmeler için jandarmayı devreye sokuyor. Maden araştırması yapanlar ortada gözükmüyor. Jandarma ile toprakları ellerinden alınmak istenen yurttaşlar çatışıyor. Yaşlı insanlar, kadınlar yerlerde sürükleniyor. Mahkeme kapılarında sürünüyor. Devletin değil, kişilerin çıkaracakları madenler, ortadan kaldırılan ormanlara, zeytinliklere, ekilebilir arazilere, insanları 100 yıllık yerlerinden, yurtlarından etmeğe değiyor mu? Olayın bu kısmı dikkate alınmıyor.
Maden araştırma yapanların bir kısmı da yabancı ülkelerden. Elde edilen gelirler de yurtdışına çıkarılıyor.
Devlete ne kalıyor?
Halkın deyimiyle “Urupta buçuğu”
Yani, çok azı kalıyor.
Başka?
Başka da, ıslahı mümkün olmayan ekilmeğe, dikilmeğe elverişli bulunmayan çölleşmiş topraklar.
Kendi ülkelerinde maden aramalarına izin vermedikleri yabancılar, Türkiye de gelip maden arıyorlar.
Maden ruhsatları, tarıma engel, ormanlarımızı yok ediyor. Maden ruhsatları, Yerleşim yerlerine rastlıyorsa, oralarda oturan yurttaşları göçe zorlanıyor. Sürtüşmeler, ülkede huzursuzluk yaratıyor.
Seçimden seçime arkaları sıvazlanan yurttaşlar, maden araştırmaları nedeniyle; zarara uğradıklarında, yerlerinden edildiğinde, zararlarının karşılanması da umursanmıyor.
Bir kısır döngüdür, sürüp gidiyor.