Biliyorsunuz, Ocak 2022 tarihinde başlamak üzere, asgari ücret 2825.00 liradan 4.553.00 liraya çıkarıldı. Memur maaşları yüzde 50 artırıldı. Emekli maaşları (Onların sesleri fazla çıkmaz diye) yüzde 25 artırıldı. İşçiler, memurlar, emekliler ekonomik yönden biraz rahat nefes alır diye düşünmüştük. Maaş ve ücretler ele geçmeden eridi. Çünkü fiyatları durdurmak olası değildi.
Yabancı para birimleri, özellikle de dolar öylesine alış-verişlerimize girdi ki, paramızın değeri de dolar karşısında tutunamayınca, paramız pul oldu.
Tarımı bitirdik. Sanayimizi geliştiremedik. Hayvancılığımız gelişmedi, geriledi.
Hemen her alanda dışa bağımlılığımız arttı.
Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve onun adından geçirdiğimiz, zaferle sonuçlandırdığımız Kurtuluş Savaşı ardından, harap olmuş ülkeyi imar etmek için, dışarıdan bir kuruş borç bela almadan, ülkemizi, çağdaş ülkeler düzeyine getirdik.
Diyeceksiniz ki, o zaman Başta büyük önder Atatürk ve onun izinden giden, değerli devlet adamları vardı.
Onlardan sonra gelenler de biraz onlardan ders alsalardı ne olurdu?
Önemli olan maaş ve ücretlere (yeterli-yetersiz) zam yapmak değil, vatandaşların gereksinim duyduğu tüm alımların fiyatlarını dengede tutmaktır.
Kendimden buluyorum. 1955’de memuriyete girmiştim. İlk kez aldığım maaş, dört kişilik bir aileyi geçindirecek durumdaydı. Enflasyon yok denecek gibi bir şeydi. Tarımda, dünyada kendine yeten 7 ülkeden biriydik. Dış ülkelere bile tarım ürünleri, incir, üzüm, pamuk ve daha başkalarını satıyorduk. Yerli malı haftaları yapıyorduk. Öğrencileri ve halkı yerli malı kullanmaya özendiriyorduk.
Şimdi, şeker fabrikalarını, bez fabrikalarını, kâğıt fabrikaları, şeker fabrikalarını ve Atatürk döneminde ve daha sonraları yapılan pek çok fabrika ve tesisleri satarak, neredeyse yüzde 80-90 dışarıya bağımlı hale geldik.
Bu durumda ne kadar zam yaparsanız yapın, halkın geçimini sağlamak mümkün olmayacaktır.
Bu işin çıkar yolu yok mu?
Var.
Tarımı yeniden canlandırarak, üreticileri destekleyerek, satılan fabrikaları yeniden geri getirerek üretime devam ederek, masrafları olabildiği kadar kısarak, Devlet Planlama Teşkilatını yeniden kurarak, planlı kalkınma dönemine girerek, hiç kimseye birden çok maaş vermeyerek, maaş kanununu da yeniden düzenleyip adaleti sağlayarak ve daha şu anda aklıma gelmeyen pek çok önlemi alarak bu yoksulluktan kurtulabiliriz.
Türk İstiklal Savaşı sonrasından daha kötü durumda değiliz. Her alanda yetişmiş insan gücümüz var.
Demokrasimizi tüm kurum ve kurallarıyla kurup çalıştırarak bu işin üstesinden gelebiliriz.