Sabahın erken saatlerinde kalkma alışkanlığı olanlar bilirler. Özellikle kış gecelerinde, gecenin karanlığı akşam namazı saatiyle başlar, sabahın saat 07.00 sine ve daha ilerisine kadar sürer.
İlk ve orta dereci okul öğrencilerinin anneleri, karanlıkta uykusuna doyamamış çocuklarını istemeyerek uyandırır, elbiselerini giymelerine yardımcı olur, sabah kahvaltılarını hazırlar, sonra ya kendileriyle birlikte ya da tek başına çocuklarını okula uğurlarlar. Çocuklarının yiyeceklerini her zaman hazır edemeyecek konumda olan aileler de vardır. Okula aç giden öğrencilere bir oyun yemek verilmesi için Milli Eğitim Bakanlığına binlerce talep gitmiştir, umurlarında olmamıştır.
Hali vakti yerinde olan, varlıklı ailelerin çocuklarının ya da torunlarının okula erken ya da geç gitmeleri konusunda hiçbir sıkıntı yaşamayanlar, erken kalkma ve çocuklarını tek başına okula götürme ya da yollama gibi bir sıkıntıları olmaz.
Neden olmaz?
Bir örnekle anlatmak isterim.
Erzurum Üniversitesinde öğretim üyesi olan bir dostumuz vardı. Erzurum da kışları ağır geçer. Bir gün o dedim ki, “Hocam, Erzurum da çok kaldın. Ağır kış koşullarından etkilenmiyor musun? Hoca dedi ki: “Evim sıcak, arabam sıcak, Üniversite sıcak. Benim soğukla bir ilgim yok”
Tuzu kuru olan ailelerin çocukları da; hizmetinde bulunanlar, bakıcılar, koruyucular tarafından kaloriferli arabalarla okullara götürülüyor ve getiriliyorlar. Ekonomisi yerinde olmayan; benim, sizin, halkın, soğuk geçen kışlarda, sabahın karanlığında, karda, yağmurda, çocuklarının, torunlarının okula gitmeleri akılarına gelmiyor. Gelse de aldırmıyorlar.
Aldırmıyorlar ama bu aldırmazlıklarının yasal bir zorunluluğu olmasa da, vicdani bir sorumlulukları da mı yok?
Demek ki yok. Olsa, milyonlarca aile, sabahın köründe çocuklarını okula hazırlamak ve götürmek için çektikleri sıkıntıları, sözlü ve yazılı basın aracılığıyla duyuruyorlar.
Duyuruyorlar da ne oluyor?
Hiçbir şey olduğu yok!