Arapçadan ve Farsçadan dilimize giren birçok sözcüğü anlamadığımız için, yerinde de kullanamıyoruz.
Kimileri, genç kuşakların anlamadığı bazı sözcükleri kullanmaktan vazgeçmiyor.
Acaba; kullandıkları yabancı sözcüklerin anlamlarını bilmeyenlere, bir şeyler bildiklerini mi ima etmeğe çalışıyorlar?
Kimi kez de bildiklerini sandıkları yabancı sözcükleri yerinde kullanamıyorlar.
Kaldı ki, bazı sözcükler, kimi yerde başka, kimi yerde daha başka anlamlarda kullanılır.
Her ne ise, konumuz bu değil.
Yıllarca önce, bir ilçemizdeki vatandaşların birinden sitem yüklü bir mektup aldım.
Bir yazımda, “sıradan bir esnaf” deyimini kullanmışım. O esnaf vatandaşımız; “Biz sıradan esnaf mıyız?” diye, itham demeyim ama o ağırlıkta sitemde bulunuyor.
Şaşırdım kaldım.
“Sıradan bir esnaf” derken, elbette karşıma bir esnafı alarak yazmadım. Bana sitem eden o esnafı ismen de cismen de tanımıyorum.
Bazen, yazdıklarımızdan ters anlamlar da çıkarıyorlar.
Ne yapabiliriz?
Ahmet Haşim’in bir şiirinde geçirdiği gibi, “Melali anlamayan nesle aşina değiliz” dizesini anımsatsak, yazımıza ters mi düşeriz, ondanda mı kuşkulanırlar?
Ne için kuşkulanırlar?
“Bize tepeden mi bakıyor, kendisini yukarlarda mı görüyor” diye düşünebilirler.
Günlerdir, Ulusal gazetelerde tartışılan ve “Sansür Yasası” olarak nitelenen yasa tasarısı beni endişeye sevk ediyor!
Neye mi?
Bir yazımızda, aklımızın ucundan bile geçmeyeceğimiz bir cümleyi “Sen bu cümlede şunu mu demek istedin, bunu mu demek istedin” diye sorarlarsa, bir “Hayır!” yanıtı ile kendimizi kurtarmış olabilir miyiz?
Yoksa, gereğinden çok mu abartıyor basın tasarıyı?
Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi, uygulamayı gördükten sonra kararımızı veririz.
Birileri bunu şu tarafa, öbürleri bu tarafa çeker düşüncesiyle de yazı yazılmaz ki!