Sanırım, 1970’liyılların başlarıydı. Gazeteciliğe başlayalı birkaç yıl olmuştu. Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğünden bir telefon geldi. Gazeteci olarak davet edildiğim söylendi. Gençler bilmeyebilir. Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü; Gençlik ve Spor Müdürlüğünün o tarihlerdeki adıydı. Gazeteden Beden Terbiyesi Müdürlüğüne koşa koşa gittim. Salon doluydu. Kapıdan girer girmez, birisi mikrofonu ağzıma yaklaştırdı: “Gümüşhane nasıl kalkınır?” diye bir soru sordu. Şaşırdım kaldım. O toplantı neydi, mikrofonu tutan kimdi, bilemiyordum. “Hangi kurum adına soruyorsun?” dediğimi anımsıyorum. Erzurum’dan gelmiş. TRT muhabiriymiş.
Yazarken de, konuşurken de, bir soruya muhatap olurken de, önceden hazırlıklı olmalısınız. Benim o konuda düşünecek zamanım bile olmadı.
Önce Gümüşhane’nin Türkiye haritasındaki yerini hatırlattım. Doğal yapısından söz ettim. O tarihlerde Gümüşhane elektrik enerjisi açısından ülkemiz sistemine bağlanmamıştı. Gümüşhane’yi komşu illere bağlayan yollar topraktı. Torul ve Kürtün Barajları yapılmamıştı. Gümüşhane-Trabzon arasındaki tüneller yoktu.
Kelkit ve Şiran ile o tarihte Kelkit’e bağlı bir belde olan Köse’de tarıma elverişli araziler bulunduğunu, buralarda tarımı özendirmek için su kanalları ve göletler yapılmasını, Gümüşhane Merkez ilçe ile, Torul ve Torul’a bağlı olan ve bugünkü adıyla Özkürtün olan beldenin dağlık bir arazi olduğunu, buralarda da meyveciliğin geliştirilmesine ve eğitime ağırlık verilmesini söyledim.
Doğrusu, daha başka konulardan söz etmek aklıma gelmedi. O tarihteki valinin, daire Müdürlerinin bulunduğu elit bir topluma öneride bulunacak bilgi ve deyimimim de yoktu.
Eşinize bilgi vermeden eve misafir getirirseniz, evin hanımı ne yapar? “Ben bunlara ne çıkarayım?” diye şaşakalmaz mı?
Benim Beden Terbiyesine telefonla çağrılmam da öğle oldu. Belki de, benim konudan haberli olduğumu sanıyorlardı. Gerçi, o günkü bilgim ve deneyimimle, haberli de olsam, şaşırmazdım ama çok şey de söyleyemezdim.
Siz, siz olun, bilmediğiniz konulara girmeyin. Bilmediğiniz konularda yazı da yazmayın, konuşma da yapmayın.
Yarım yüzyıldan önce karşılaştığım bu olayı ve o günkü durumumu anımsatmak için yazdım bu yazıyı.