İlim Yayma Cemiyeti Gümüşhane Şubesi tarafından düzenlenen “Şehir Sohbetleri” programında konuşan Trabzon Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emre Aslan, dijitalleşmenin insan psikolojisi ve tüketici davranışları üzerindeki manipülatif etkilerini çarpıcı örneklerle açıkladı. Nihal Atsız Kültürevi’nde gerçekleşen söyleşide, yapay zeka esaretinden aile içi iletişim stratejilerine kadar pek çok hayati konu masaya yatırıldı.
Gümüşhane’de kültürel etkinliklerin adresi olan Nihal Atsız Kültürevi, önemli bir söyleşiye ev sahipliği yaptı.
İlim Yayma Cemiyeti’nin gelenekselleşen “Şehir Sohbetleri” programı kapsamında, moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Bülent Bal’ın üstlendiği etkinlikte Prof. Dr. Emre Aslan Gümüşhanelilerle bir araya geldi.
Konuşmasına dijitalleşme ve stratejik planlama kavramlarına değinerek başlayan Prof. Dr. Emre Şaban Aslan, ele aldığı konunun gerek Türkiye’de gerekse dünyada yeterince masaya yatırılmadığını vurguladı. Meslek hayatına reklam ajanslarında stratejik planlamacı olarak başladığını belirten Aslan, şu ifadeleri kullandı: “Benim bu alandaki yolculuğum reklam ajanslarındaki stratejik planlama çalışmalarıma dayanıyor. Yıllarca ajanslarda stratejik planlamacı olarak görev yaptım. İşimiz; derinlemesine araştırmalar yaparak yaratıcı ekiplerin doğru fikirler geliştirmesini sağlayacak verileri sunmaktı. Tüketicinin ne yiyip ne içtiğinden, ne zaman uyuduğuna, hatta rüyalarında ne gördüğüne kadar pek çok detayı inceliyorduk. Birçok insana anlamsız gelebilecek bu detaylar, aslında pazarlamanın ve insanı anlamanın temelini oluşturuyor.”
Tüketici Davranışlarının Arkasındaki Gizem: “İçgörü”
Pazarlamada ve iletişimde “içgörü” (insight) kavramının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Aslan, geçmişte bir dondurma markası için yürüttükleri çalışmayı örnek gösterdi. İnsanların bir davranışı sergilemelerinin altındaki gerçek nedeni bulmaya odaklandıklarını belirterek, “İnsanların neden dondurma yediklerini, bir markayı tercih ederken aslında hangi duygularla hareket ettiklerini araştırıyorduk. Amacımız, görünürdeki davranışın arkasında yatan asıl psikolojik nedeni, yani içgörüyü keşfetmekti” dedi.
Konuşmasında iletişimin insan ilişkileri ve aile hayatındaki dönüştürücü gücüne de değinen Prof. Dr. Emre Aslan, yıllar önce Ticaret Odası’nda kadınlara yönelik verdiği bir seminerde yaşanan bir diyalogu dinleyicilerle paylaştı.
Seminer esnasında 60’lı yaşlarında bir kursiyerin, eşinin evde hiç vakit geçirmediğinden ve sürekli kahvehaneye gitmesinden dert yanması üzerine aralarında bir iddialaşma yaşandığını anlatan Aslan, doğru iletişim diliyle bir ailenin dinamiğinin nasıl değişebileceğini şu sözlerle aktardı: “Ablamıza evdeki iletişim dilini değiştirmesini önerdim ve bir ay sürecek bir deneme yapmasını istedim. Kendisine, eşi akşam eve geldiğinde sitem etmek yerine, çocuklarla birlikte güzel bir akşam geçirmek istediklerini tatlı dille ifade etmesini tavsiye ettim. Eşi kahvehaneye gitmekte ısrar etse bile öfkelenmemesini, arkasından söylenmeden güler yüzle uğurlamasını söyledim. Çünkü erkeklerin kapıdan çıktıktan sonra içeriyi dinleme eğilimi vardır. Kursiyerimiz ilk başta ‘Benim kocam bu dilden anlamaz’ diyerek karşı çıksa da tavsiyelerimi sabırla uyguladı.”
Uygulanan doğru iletişim stratejisinin kısa sürede sonuç verdiğini belirten Aslan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Eşi akşam eve geldiğinde yine kahvehaneye gitmek istemiş, hazırlanan çay ve pastaya rağmen evden çıkmış. Ancak kadın sabredip arkasından hiçbir olumsuz söz söylemeyerek eşini uğurlamış. Aradan henüz 10 dakika geçmeden, kapı dışındaki sessizliği ve evdeki huzurlu atmosferi fark eden eşi eve geri dönmüş. Kadın o anları anlatırken ‘Kendimi zor tuttum ama sabrettim’ dedi. İşte doğru iletişim, en katı duvarları bile eritmeye yetiyor.”
“Gündemi Medya ve Markalar Belirler”
Doktora tezinde “Dijitalde markalar gündem belirleyebilir mi?” sorusuna yanıt aradığını ifade eden Prof. Dr. Aslan, İletişim Bilimi’ndeki “Gündem Belirleme Kuramı” üzerinden günümüz medyasını ve dijital dünyayı eleştirdi: “Kitle iletişim kuramları der ki: ‘Medya insanların ne düşüneceğini değil, ne hakkında düşüneceğini belirler.’ Bunu medya gündemi, kamu gündemi ve siyasi gündem üzerinden yapar. Yarın yerel bir gazete bu programı bir hafta boyunca manşete taşısa, tüm Gümüşhane bu konunun çok önemli olduğunu düşünmeye başlar. Ben doktora tezimde bu denkleme ‘markaları’ da dahil ettim ve bunu kanıtladım. Bugün toplumsal tepki çeken, boykot edilen büyük küresel markalar (örneğin malum kırmızı renkli marka) şu an sessiz kalıyor gibi görünebilir. Ancak devasa reklam bütçelerini kullanarak kendilerini sürekli görünür kılacaklar ve insanların zihnini yeniden manipüle edecekler. Medya ise en büyük gelir kaynağı reklam verenler olduğu için bu markaları asla eleştiremez, görmezden gelir. Bu sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada böyledir.”
“Günde 10 Bin Reklam Mesajı ve Dijital Ayak İzi”
Dijitalleşme öncesinde dahi bir insanın maruz kaldığı mesaj sayısının çarpıcı boyutlarda olduğunu belirten Prof. Dr. Aslan, akıllı cihazların insan hayatını nasıl kuşattığını örneklerle anlattı: “Henüz sosyal medya hayatımızda yokken, 2005 yılında yapılan araştırmalara göre ortalama bir insan günde 10 bin reklam mesajına maruz kalıyordu. Bugün bu sayı 50-60 bini geçmiş durumda. Ben bu yeni döneme, mecazi anlamda ‘Tanrı kavramının yeryüzüne inişi’ diyoruz. Eskiden annelerimiz ‘Yalan söyleme, sağında solunda melekler var, Allah görür’ derdi. Şimdi meleklerin yerini yapay zekalı kameralar ve ses kayıt cihazları aldı. Her anımız, attığımız her dijital adım izleniyor.”
2014 yılında üniversitede öğrencileriyle yaptığı bir deneyi aktaran Aslan, “Sınıfta telefonlar masanın üzerindeydi, cihazlar kapalı görünüyordu. Sadece 15 dakika boyunca bahis siteleri hakkında konuştuk. Dersin sonunda 35 kişilik sınıfta 7-8 öğrenciye anında bahis reklamı mesajı geldi. Bu, dijital ayak izimizin sürekli takip edildiğinin en açık kanıtıdır. Big Data (Büyük Veri) ve Semantik Web (Anlamsal Web) denilen bu sistem, sosyal medyada gezinirken bir fotoğrafın üzerinde saniyenin onda biri kadar durup durmadığınızı bile analiz ediyor. Siz daha ‘bir ayakkabı alsam iyi olur’ diye evde konuşurken, algoritma sizi dinliyor ve karşınıza beyaz ayakkabı reklamları çıkararak tüketim arzunuzu yönetiyor. İnsanlık artık kendi özgür iradesiyle düşünemiyor” dedi.
Kur’an-ı Kerim’in Mesajı ve Yapay Zeka Esareti
Konuşmasında Kur’an-ı Kerim’de sıkça tekrarlanan “Efela ta’kılun” (Hiç akletmez misiniz?) ayetine atıfta bulunan Prof. Dr. Emre Aslan, yapay zeka çağında gençlerin ve toplumun düşünme yetisini kaybettiğine dikkat çekti: “Yapay zeka ile birlikte artık öğrenciler ödev yapmıyor, ChatGPT’ye yazdırıp getiriyorlar. Bir öğrencimin ödevindeki verinin yanlış olduğunu söylediğimde bana, ‘Hocam imkansız, bunu yapay zekadan aldım. Siz yapay zekadan daha iyi bilemezsiniz’ dedi. İnsanlar artık kendi zekalarına ve hafızalarına güvenmiyor, akıllarını dijital yazılımlara kiralıyorlar. Eğitim sistemindeki çoktan seçmeli testler de analitik zekayı geriletiyor. Nesneler ve olaylar arasındaki ilişki kurma yeteneği yok oluyor. Düşünmek zahmetli, yorucu ve kafa ağrıtan bir iş olduğu için insanlık kolaya kaçıyor ve aklının tarlasını başkalarına kiraya veriyor.”
“Zamanın Gençleri Değil, Zamanın Dedeleri Sorunlu”
Toplumda sürekli “yeni neslin” eleştirilmesini doğru bulmadığını ifade eden Aslan, kültürel kopuşun asıl sorumlusunun orta yaş ve üzeri kuşak olduğunu iddia etti: “Bugün çalışan anne babalar çocuklarıyla günde en fazla yarım saat vakit geçirebiliyor. Kültür ve inanç aktarımı yapılamıyor. Eskiden bu aktarımı dedeler ve nineler yapardı. Ancak medya, münferit kötü örnekleri (istismar olaylarını) öyle bir köpürterek manşetlere taşıdı ki, dedeler ‘torunuma sarılsam yanlış anlaşılır mıyım’ endişesiyle geri çekildi. Anneanneler, babaanneler kreşlerdeki yabancılar kadar güvenilmez ilan edildi. Aradaki o hayati bağ koptu. Evren boşluk kabul etmez; dedelerin, ninelerin bıraktığı o boşluğu ise ellerdeki akıllı telefonlar doldurdu. Şimdi kafelerde dede de telefonda, nine de telefonda, çocuk da telefonda. Sonra da kalkıp ‘Bu gençlerin hali ne?’ diyorlar. Kimse dönüp ‘Ben nerede hata yaptım, torunuma neden sahip çıkamadım’ diye düşünmüyor.”
Kültürel alışkanlıkların kökenine inilmeden yapılan batı merkezli eleştirilere de sert tepki gösteren Prof. Dr. Emre Şaban Aslan, Türk kültüründeki “kadının geriden yürümesi” veya “büyüklerin yanında çocuk sevilmemesi” geleneklerinin arkasındaki asıl asil ruhu şu sözlerle açıkladı: “Yıllarca bize ‘Ne kadar geri bir kültürünüz var, erkek önden yürür, kadın arkadan gelir, çocuk sevilmez’ dediler. Özellikle feministler bunu kadının aşağılanması olarak sundu. Oysa bu geleneğin kökeni Kurtuluş Savaşı ve cephe dönemlerine dayanır. Benim dedem de Yemen dahil 12 yıl askerlik yapmış. O dönem kıtlık var, şehitler var. Yanı başındaki komşusunun eşi cephede şehit olmuşken, bir erkeğin kendi eşiyle el ele, sarılarak sokakta yürümesi, o dul kalmış kadının yüreğini sızlatır diye düşünülmüştü. ‘Biz evde zaten beraberiz, sokakta yan yana yürüyüp komşumuzun canını yakmayalım’ dediler. Erkeğin önden yürümesi ise tamamen coğrafi tehlikelere, kurda kuşa karşı kadını koruma içgüdüsüydü. Büyüklerin yanında çocuk sevilmemesi de, evladı şehit olmuş veya evlat hasreti çeken anne babaların vicdanını gözetmekten kaynaklanan üstün bir insani değerdi. Ama biz akletmeyip, kafa yormayınca, bu çok üstün medeniyet özelliğini bize ‘aşağılık bir durum’ gibi yutturdular.”
Prof. Dr. Emre Aslan, konuşmasının devamında konuyu dijital dünyadaki algı yönetimine ve insan zihninin nasıl yönlendirildiğine bağlayarak, ayetlerden örneklerle derin bir analiz sundu.
Yoğun katılımla gerçekleşen program, dinleyicilerin sorularının yanıtlanması ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
Haber: Burak Buğra Üzüm