Gençlerle yaşlılar arasında kopukluk yaşanmaktadır. Bu kopukluk günümüze özge değildir. Öteden beri vardır. Çünkü yaşama bakış açıları farklıdır. Anlaşmak, orta yolda birleşebilmeğe bağlıdır.
Kimi kez yaşlılar, kimi kez de gençler, yaşam tarzlarından düşüncelerinden ödün vermezler. Anlaşmazlık buradan çıkar.
Fransızcadan dilimize giren, özel mülkiyetin ve emeğin sömürülmesine dayanan bir sistem olan Kapitalizmin uygulandığı ülkelerde, yalnız kişiler arasında değil, toplumlar ve giderek ülkeler arasında da anlaşmazlıklar yaşanır. Çünkü kişisel çıkarlar, toplumsal çıkarlar, ülkesel çıkarlar öncelik kazanır.
Bugün işlemeğe çalışacağım konu, yaşlılarla gençler arasındaki anlaşmazlıklardır.
Ankara’ya yolum düştükçe; hukukçu, parlamenter, şair ve yazar Nurettin Özdemir’in hukuk bürosuna uğrardım. Osman Bölükbaşı da Özdemir’in bürosunu gelirdi çoğunlukla.
Şimdi Almanya’da yaşayan Av. Metin Özdemir’le birlikteydik. 1970’li yıllar. Bir tartışma çıktı Bölükbaşı ile aramızda. Bölükbaşı Metin Özdemir’e; “Siz ne kadar soldasınız?” diye sordu. Metin Özdemir’de; ”Halkımız ne kadar solda ise, ne kadar solu özümsüyorsa, biz de o kadar soldayız” dedi. Bu soruya sinirlendi Bölükbaşı. Ayağa kalktı, sesini yükseltti. Tam bu sırada devreye girdim. “Sayın Bölükbaşı” dedim. “Bizden çok yaşlısınız. Elbette deneyiminiz bilginiz fazladır. Ama biz sakin sakin oturduğumuz yerden konuşuyoruz, siz niye bu kadar sinirleniyorsunuz?” Bölükbaşı; “İşte aramızdaki yaş farkının kazandırdığı deneyimle, sizlerle aynı görüşte olanların ülkeye getireceği tehlikeyi görebilseniz, siz masanın üstüne çıkar da konuşursunuz. Ben sadece ayakta konuşuyorum” dedi.
Araya Nurettin Özdemir girdi, “Yorgan gitti, kavga bitti” örneğindeki gibi, halen hayatta olan Metin ve ben sükût ettik, tartışma sonlandı.
Yazının başına dönecek olursak, eskiden mektuplara selamla başlanırdı. Şimdi mektuplaşma ortadan kalktığı gibi, yazanlar da selamı sonunda söylüyorlar.
Eskiden; sokakta yürürken, gençler solda, yaşlılar sağda yürürdü. Şimdi kimsenin sağını, solunu kolladığı yok. Eskiden yaşlılar konuşur, gençler dinlerdi, şimdi gençler yaşlılara konuşma hakkı da tanımıyor. Eskiden; erkekler belli bir yaşa gelince sakal bırakırdı. O sakal, itibar edilir, sözü dinlenir, saygı duyulur bir sakaldı. Şimdi, gençlerin hemen hepsi sakal bırakıyor. Demek ki, gençler sözü dinlenecek, itibar edilecek, saygı duyulacak bir konuma geldi. Eskiden, toplu taşım araçlarında, kapalı mekânlarda, sokaklarda, caddelerde, yaşlılara ve kadınlara yer verilirdi. Şimdi, yaşlısı-genci, küçüğü-büyüğü; “Sen sen, ben de ben” olduk çıktık. Kimse kimseyi takmıyor, tanımıyor. Eğer, size; “Amca, dayı” diyorlarsa, sudan geçinceye kadardır. Ondan sonra ne dayısı olursunuz, ne de amcası.
Uzun sözün kısası; gençlerle yaşlılar arasındaki kopukluk sürüp gidiyor.
Bu kopukluk ne zamana kadar sürer?
Gelinler, bir gün kaynana olacaklarını hesap etmezler. O nedenle gelin-kaynana tartışmaları sürdüğü gibi, gençler de bir gün yaşlanacaklarını akıllarına getirmez, her şeyin iyisini, doğrusunu akıllarına getirmez, yaşların düşüncelerine itibar etmezler.
Orta yolda birleşebilenler kopukluğu giderir. Birleşemeyenler arasında kopukluk sürüp gider.