1923-24 yıllarında Avrupa da bulunan Türk ve Müslümanlar, adına MÜBADELE dediğimiz bir anlaşmayla Türkiye’ye, Türkiye’deki Rum ve Ermeniler de Avrupa’ya gönderilmişti.
Mübadele Arapçadan dilimize giren bir sözcüktür. Türkçe karşılığı; değiş-tokuştur.
Mübadele öncesinde, Kelkit ilçesinde bulunan, halkla iyi ilişkiler içinde olan bir Rum’un dinine küfretmiş halktan biri. O Rum da; “Dinime küfreden bari Müselman (Müslüman)olsa” demiş.
Müslüman olmak yeterli değil elbette. Müslümanlığın gereğini yerine getirmelidir.
Başkalarının malına, mülküne zarar verirseniz, kıyısından, köşesinden kendi malınıza katarsanız, ucuza alıp, pahalıya satarsanız, büyük-küçük, sevgi-saygı anlamazsanız, sonuç itibariyle her haltı işlerseniz, sizin Müslümanlığınızdan ne çıkar?
Kelkit, 1900’lerin başında nüfusu 1000’den az kasaba gibi. Herkes birbirini en ince ayrıntısına kadar biliyor. O yüzden Rum, dinine küfreden sözde Müslüman’ın ne olduğunu, nasıl yaşadığını bildiği için “Senin Müslümanlığından ne çıkar” demek istiyor. Hatta bir ifadesi de var; “Ben” diyor, ………. gibi Müslüman olmak isterim.
Çevrenizdekilere dikkatle bakın, ağızlarından çıkan sözleri duyun, başkalarıyla olan ilişkilerini inceleyin, konuşmalarının, davranışlarının, yaşamının Müslümanlıkla hiç ilgisi olmadığını göreceksiniz.
Kendi yakınlarının giyiminden, kuşamından söz etmez, başkalarının giyimini, kuşamını eleştirir.
Halk arasında Muhafazakâr dediğimiz birisi (Kadınların, kızların giyimine karşı çıkıyormuş. Kendi kızlarını yakından bilen bir dostu: “Kendi kızlarının giyimini görmüyor musun?” sorusunu yöneltince; “Ama o kâfirlere de yakışıyor” yanıtını vermiş.
Bizde bir alışkanlık, birisinden şiir okuyorsak, önce o kişi hakkında kısa bilgi sunuyoruz. Yazılarımızda, konuşmalarımızda Türkçe olmayan bir sözcü k geçiyorsa, o sözcüğün Türkçesini de yazıyoruz.
Arapçadan dilimize giren Muhafazakârlık sözcüğü; gelenekleri korumak anlamındadır. Yazının ya da sözün gelişine göre, başka anlamlar da yüklenebilir.
Kendi konumumuza dönersek, kendi kızlarının giyimini hoş gören kişinin başkalarını suçlamaya hakkı yoktur.
Kaldı ki, “Her koyun kendi bacağından asılır” diye bir ifademiz de v ardır. Herkes, kendi hatalarını düzeltmek isterse, başkalarında noksanlık aramaya zamanı kalmaz.
Yine bir başka anlamlı bir ifadeyle yazımızı noktalayalım:
“Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede”
“Kendi gözümüzdeki merteği görmez, başkalarının gözündeki çöpü görürüz”
Biz böyleyiz!