Hayat düşünceden ve o düşünce yolunda mücadele etmekten ibarettir.
Hayat düşünceden ve o düşünce yolunda mücadele etmekten ibarettir. Kişiler düşünceleriyle tutunuyorlar hayatın ipine. Gıdalar bedenimizi beslerken, düşünceler de ruhumuzu besliyor. Dava adamları öldüklerinde düşünceleriyle anılıyorlar. Savundukları tezler yaşıyorsa o insanlar da yaşıyor; tez ölmüşse tezi savunanın da esamisi okunmuyor.
Hayatımıza anlam katan, bizi güçlü, iri ve diri kılan düşünce ve aksiyon adamlarıdır.
Hayatımıza anlam katan, bizi güçlü, iri ve diri kılan düşünce ve aksiyon adamlarıdır. Bu güçlü kişiler yaşadıkça, savundukları düşünceleri geniş kitlelere aktarıyorlar. Fakat her canlı gibi onlar da vakit dolunca çekiliyorlar ömür sahnesinden… Hayatımıza anlam katan güzel insanlar eserleriyle yarınlara intikal ediyorlar.
Hiç kimse kurtulamamıştır ölüm gerçeğinden.
Ölüm ilk insandan beri var olan, İsrafil’in Sur’a üfleyeceği kıyamet zamanına kadar da var olacak mutlak hakikattir. Hiç kimse kurtulamamıştır ölüm gerçeğinden. Bu elim duygu büyük küçük, zengin fakir, kadın erkek herkesi düşündürmüş, duygulandırmış ve zihnini daima meşgul etmiştir. Nasıl etmesin ki? Zira dönüşü olmayan nihai bir yolculuktur o…
Kalem sustu, hokkada tükendi mürekkep…
Kalem sustu, hokkada tükendi mürekkep… Bulutlar ağladı kalemin yasına… Perdeler indi bir hayatın aydınlık penceresine. Gün çekti ışığını şairin gözbebeklerinden. Kanadı kırıldı barışa, sevgiye, hoşgörüye uçan kelebeğin… Zaman dondu bir yürek için. Sonsuzluğa uçtu kozasından ayrılan kelebek. İltica etti ruh sonsuzluğun şafağına. Çınar büktü boynunu, kökler kurudu çöl sıcağında. Dallar, dökülen son yaprağın matemini tutuyor güz bahçesinde şimdi…
Bir ışık söndü; çıraların alevi pervanelerin mezarı oldu.
Can; veda busesini kondurunca yorgun tene, viranlaştı yine muhabbet bağlarımız… Gönlün sohbet halkasından koptu bir tespih tanesi daha… Başaklar boynunu büktü güneşe karşı… Ayrılık, hüzün katarlarının yolunu açtı sonsuzluk kervanında. Bir rüyadan arda kalan ömrün can kırıkları dağıldı gönül mahzenine… Hayatın şifreleri çözüldü ölüm meleğinin esrarlı parmaklarıyla. Dürüldü bir hayatın kadim defteri. Yine yalnızlaştık bize yabancı suretlerin kalabalığında. Bir ışık söndü; çıraların alevi pervanelerin mezarı oldu.
Şairin deyimiyle “Bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir” İşte o tel koptu sonsuza dek.
Uçurumun kenarındaki şairin kristal kalemi paramparça oldu kayalıklarda. “Kırıldı yine zevrâk-ı derûnum kenare düştü”…Yarım kaldı boğazlarda düğümlenen şiirler… Şarkıların melodisi kesildi. Yalancı bahar gösterdi acı yüzünü. Dağıldı hayat zincirinin çelik halkaları. Son durakta sımsıcak nefesini hayatın ensesine değdirdi bir beyaz ölüm…
Şairin deyimiyle “Bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir” İşte o tel koptu sonsuza dek… Vuslat kapıları kapandı mahşere kadar… Söz burcunda söndü şimal yıldızı… Şair “gÜl”ün ünlüsünü emanet alıp adının baş harfleriyle yazdı son şiirini: ÖLüM… Hayatın gerçeği…