Bir halk deyimimiz vardır, bilirsiniz: “Pişmiş aşa su katılmaz” denir.
Ülkemiz, selamete çıkacak bir düzleme taşınmışsa, onu bozmak istemem ama gerçekleri söylemekten de geri durulmaması gerektiğine inananlardanım.
İmralı’da yatana son zamanlarda büyük umutlar bağlandığını görüyoruz.
Biz; ceplerinde “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” kimliğini taşıyan tüm vatandaşların (yöresel; gelenek, görenek, dil gibi çeşitli farklılıkları da olsa) T.C. yasalarından eşit bir şekilde yararlanmalarının yanı sıra; sanatta, kültürde, eğitimde ve tüm alanlarda aynı haklara sahip olarak yaşamalarından yanayız.
Ne var ki, bazı dış kesimlerin etkisiyle silaha sarılarak, aralarında askerimizin, polisimizin, sivil halkımızın da olduğu, 50 bine yakın insanımızın ölümünde önemli payı olan birinin bu ülkeye hayır dua okuyacağını düşünemiyorum. Hani; “Bir insan 7’sinde ne ise 70’inde de odur” deyimi vardır ya, bu unutmamalıdır.
İçleriyle dışları, görüntüleriyle gerçek kişilikleri farklı olanların, nerede, ne zaman, ne yapacaklarını kestiremezsiniz. O nedenle, kimlere, sergiledikleri hangi davranışlarına bakarak güvenebileceğinizi, gerek o kişilerin, gerek o kesimlerin geçmişine bakarak karar verebilirsiniz.
NATO’nun askeri kanadından ayrıldıktan sonra, yine dönme konusunda, 1980 ihtilalini gerçekleştiren askeri kanadın, başındaki zat, kendisi gibi Yunanistan yönetiminin başında bulunan generalin sözüne güvenerek, Yunanistan’ın NATO’ya girmesine, bir NATO üyesi olarak itiraz etmemişti. Sonunda Yunanistan bizim için hayır dua okudu mu? Hayır dua okumadığı gibi, bize ait olan Ege adalarını bile kendine mal etti, Uluslararası yasalara aykırı olarak silahlandırdı ve sesimiz çıkmadı.
Atatürk’ün aramızdan ebediyen ayrılması nedeniyle Behçet Kemal Çağlar, yazdığı bir şiirde “Kime bel bağlayak, kime dönek vay…!” diyordu.
Biz şimdi sık sık; “Tek dil, tek bayrak, tek vatan” gibi cümleler kurduğumuz ülkemizde, isteyenlere istedikleri dilde eğitim yapma hakkının ve bazı başka isteklerin anayasada geçirilmesi için kimlere güvenip güvenmeyeceğimizi iyi düşünmemiz gerekmektedir.
Bu nedenle ‘Umut İmralı’ya mı kaldı” cümlesini başlık yaparak yazdım bu yazıyı.