Özellikle, son on yıl içinde, kadın cinayetleri ve nedenlerini irdeleyen pek çok yazı yazdım. Bu konuda çıkarılan 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi yasasının son günlerde yeniden ele alınması, sorunun üzerinde durmamızı zorunlu kılmaktadır.
Cumhuriyet ittifakı ve ona katılan yeni partiler kadına gerekli önemin verilmesini engelleyecek görüşler ortaya atmaya başladılar.
Kadınlarla ilgili Taliban kafasını ülkemizde de hâkim kılmaya çalışıyorlar anlaşılan.
Bu düşünceyi savunanlara göre; kadın erkeğin kölesidir. Dört duvar arasında yaşamalı, sokağa çıkmamalı, erkeğinin izni olmadan ya da erkeği yanında bulunmadan, kapıdan dışarıya bir adım bile atmamalıdır.
Daha başka?
Kadın okumamalı, kamuda da özelde de görev almamalı, yalnızca ne kadar istiyorlarsa o kadar çocuk doğurmalı, okumamalı, bilimle uğraşmamalı. (!)
Kuran böyle mi diyor. Hazreti Peygamber, “İlim Çin de ise, peşinden gidin” derken, yalnız erkekler gitsin, kadınlar gitmesin mi dedi?
Medine kanun bunun için mi çıkarıldı? Kadına 1923 yılından itibaren, en son ve kesin olarak 1934’de seçme-seçilme hakkı boşuna mı tanındı?
İlahiyatçı yazar, öğretmen, din adamı bu maksatla mı kapısının önünde saldırıya uğradı?
Ak Parti Grup Başkan vekili Avukat Özlem Zengin,” 6284 sayılı yasa, kırmızı çizgimizdir ” dediği için mi kendi grubunda bile saf dışı bırakılmaya çalışıldı?
Bütün bunları düşünürken, kadın cinayetlerinin neden önlenemediğini daha iyi anlıyor insan.
Ülkeyi yönetenlerin Taliban gibi düşündüğünü bilen cani ruhlu insanlar, evinde, dışarda, cadde ve sokak ortasında eşlerini, çocuklarını canice öldürmekten çekinmiyorlar. Nasıl olsa, üstümüze yeteri kadar gitmezler diye düşünüyorlar. Bizi, yalnız kendi ülkemizde değil, dünyada, kadına bakış açısı çerçevesinde, yaşanılır, uygar bir ülke gözüyle görünmememize sebep oluyorlar.
Kadına bakış konusu, yalnız kadınların konusu değil, yaşamı kadınlarla birlikte bölüşen tüm erkeklerin de sorunudur.
Kadınlar bilimde, sanatta, edebiyatta, siyasette, ticarette, kültürün her dalında, yanız kendilerini değil, içinde yaşadıkları toplumu da nasıl ileri götürdüklerini ve nasıl bir başarı çizgisi gösterdiklerine ortaya koymuşlardır.
Tüm aydınlar, yazarlar, bilim adamları, kadına hak ettikleri yeri almaları için, tüm çabayı göstermelidir.
Bu, uygar bir toplumda var olma-olmama savaşıdır.
Yetsin artık kadını dışlama, kadına köle gözüyle bakma ve kadın cinayetleri.