enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

İradelerine Pranga Vurulan Anzakların Çaresizliği

30.03.2026 14:34
0
A+
A-

Avusturalya ve Yeni Zelanda Kolordusu, nam-ı diğer dünyaca o çok bilinen kısaltılmış adıyla Anzaklar… Britanya (Birleşik Krallık) menşeli kibirli armadanın ve küstah bir ordunun mütevazı, bir o kadar da şuursuz askerleri, iradeleri ellerinden alınmış acınılası bir garip topluluk. Denizaşırı ülkelerin, bir başka deyişle Okyanusya’nın savaş köleleri.

Başlarda Gelibolu’ya neden geldiklerini bile bilmeyen Anzaklar, Çanakkale Savaşı’nın Türklerden ve sair Müslümanlardan sonraki en mağdurları ve de en mazlumları. Onlar İngilizlerin kuklaları ve pek kullanışlı maşaları. Ne gitmek mümkün ne de kalmak derler ya, işte tam da böylesi bir durum onların yaşadığı acı kader. Bıyıkla sakal arası öğrenilmiş çaresizlik. Vekâlet savaşlarının kanı su pahasına akıtılan meçhul askerleri.

Gariban Anzaklar isteyerek gelmediler ağa babaları olan İngilizlerin cehennem dedikleri bu güzel coğrafyaya. Ayakları onları nereye götürdüyse akıllarına pranga vurulmuş başları da oraya gitti maalesef. Gelibolu’ya gelirken de zihinlerinde keskin ustura misali bin bir soru dolaşıyordu bu modern kölelerin. Bu sorular birer cımbız misali canlarını acıtsa da hayır diyecek durumda değildiler. Akıllarından gelip geçenler onları bu dönülmez yolda geri çeviremedi. “Binmişiz bir alâmete gidiyoruz kıyamete” sözü sanki onları anlatıyordu.

O Anzaklar “Çanakkale nere, Avustralya ve Yeni Zelanda nere! Çanakkale, bizim topraklarımızdan binlerce kilometre uzaklarda Müslüman bir diyar. Ne alıp veremediğimiz olur bu kendi halinde yaşayan insanlarla. Bizim ne işimiz olur ötelerin ötesindeki, tek dertleri özgürce yaşamak ve topraklarını savunmak olan Türklerle. Bu kanlı savaş bizim savaşımız değil. Bu sıkılan yumruklar bizim yumruklarımız değil. Bu öfke saçan nazarlar bizim nazarımız değil. Uymuşuz akılsız İngiliz’in aklına, giymişiz Haçlıların o kanlı ve kirli elbiselerini, kiralık katile dönmüşüz sılanın çok uzağında. ‘Kimiz, kimin için buradayız?’ sorularına verilecek makul bir cevabımız da yok ne yazık ki. Dibi görünmeyen derin bir uçurumun eşiğindeyiz. Düşmemiz an meselesi. Vatansızlık ve uşaklık böyle bir şey. Ne oralısın ne de buralı! ” deseler de bindiler bir alâmete gittiler ne idüğü belirsiz bir kıyamete. Giderken şaşkınlıkları ve çaresizlikleri gözlerinden belliydi. Fakat uşaklık iradeyi pas geçmeyi gerektiren bir zincirdi. Emir eri, emredileni yapmak mecburiyetindeydi.

Çoğunun bıyığı bile çıkmamış köle ruhlu Anzaklar, Çanakkale’ye gelirken tıpkı bizim kahraman askerlerimiz gibi memleketlerinde gözleri yaşlı yavuklular, evlâtlar, analar ve babalar bırakmışlardı. Onlarında gerçekleştirilmeyi bekleyen körpe hayalleri vardı.

Anzakları’ın Çanakkale’ye gelişlerinden bugüne tam 111 sene geçti. Bir asrı geçen bir zaman aktı tarih denen o kadim köprülerin altından. Şimdi her şafak vakti, şafak ayinlerinde  Anzak Koyu’nda derin bir sessizlikle gözlerden süzülür sımsıcak yaşlar. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen anaların bu gözyaşları toprağı sular bir bahçıvan misali.

Anzaklar, Üstad Mehmet Akif’in “Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;/O ne müdhiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer…” diye tasvir ettiği cephede savaşın belli bölümlerinde Türklerle yakınlaştıklarında Türklerin İngilizlerin anlattıkları gibi canavar bir millet olmadıklarının farkına varmışlardır. Hatta birbirleriyle sigara alışverişi yapmışlar, bunun ötesinde de savaş arası verip ölülerini gömmüşlerdir. Bu sırada birbirlerini daha yakından görme ve tanıma fırsatı bulmuşlardır. İş işten geçtikten sonra İngilizler tarafından kandırıldıklarını anlasalar da yine de girdikleri bu çıkmazdan geri dönememişlerdir. Ama Türklere dair geldikleri zamanki düşünce ve kanaatleri neredeyse tamamen değişmiştir.

Şimdi alçak İngilizlerin oyununa gelen Anzaklar’la bu toprak için canlarını seve seve veren Mehmetçikler, her bir metrekaresine altı bin merminin düştüğü Gelibolu Yarımadası’nın kan ve barut kokan topraklarında sonsuzluk uykularını koyun koyuna uyumaktadırlar.

Anzaklar özgürlüğün bedelini canlarıyla ödeseler de neticede yine özgür olamamışlardır. Olgun buğday başakları gibi tarihin harman yerine uluorta serilmişlerdir. Bir oldubittiyle bir hiç uğruna savaşa girişlerine, atıldıkları bu savaş cehennemindeki mağduriyetlerine üzülsek mi, İngiliz’in maşası oluşlarından dolayı öfkelensek mi bilemiyoruz.

 

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.