Savaş genellikle denk güçler arasında yapılır. Şiddet içerse de askerlere yöneliktir. Kadınlar, yaşlılar ve çocuklar hedef alınmaz. Oysa İslam coğrafyasında süregelen savaşlarda hep siviller, özellikle de çocuklar öldürülüyor. İnsanın aklına ‘Bunlar soykırım mı yapıyor acaba?’ sorusu gelmiyor değil. Öyle ya, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında yüzlerce çocuk, hatta kundaktaki bebeler hayatını kaybetti. Böyle savaş mı olur Allah aşkına!… Geçiyorsunuz akıllı bomba atan füze rampalarının arkasına, koordinatları yazıp bomba yağdırıyorsunuz. O bombalar nice insanların can evine düşerek değdiği her yeri yakıp yıkıyor.
İsrail, Lübnan’ı bombalarken bize medeniyetin beşiği olarak yutturulan çağdaş Batı ve onunla aynı çizgide hareket eden ABD sadece seyrediyor. Sözüm ona Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, İsrail’e ateşkes teklifinde bulunmak bir yana, yaptıkları vahşetleri, hunharca saldırıları kınamaya bile cesaret edemiyorlar. Bu örnekler de gösteriyor ki Batılı devletler, ABD ve onlara bağlı kuruluşlar ikiyüzlüdür, çifte standardın alâsını yapmaktadırlar. Asıl iş ve manevî sorumluluk Müslümanlara düşüyor. Bu yangını onlar söndürmek zorundadır. Fakat onlarda da bu çelikten iradeyi ne yazık ki göremiyoruz. Özünü kaybetmiş Müslümanlara Mehmet Akif’in şu dörtlükleriyle sesleniyor ve onları bir an evvel gaflet uykusundan uyanmaya davet ediyorum:
“Baksana kim boynu bükük ağlayan.
Hakkı hayatındır senin ey Müslüman,
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.
Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştanbaşa.
Sen yine bir kerre kımıldanmadın
Ey koca şark! Ey ebedî meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin melanet.”
Dünya dünya olalı böyle zulüm görmedi. Böyle bir dünyada yaşamaktan, zalimlerle aynı gök kubbenin altında bulunmaktan hicap duyuyorum. Bilinmelidir ki İsrail adı altında bir araya gelen zalimler “Nil’den Fırat’a kadarki sözde vaat edilmiş topraklar”ı elde edinceye kadar durmayacaklar. Fakat Türkiye Filistin değil, bunun böyle bilinmesi gerekir. Bu husustaki referansımız Çanakkale Savaşı’dır. Akılları varsa bize bulaşmasınlar, çok ağır bir bedel ödemek mecburiyetinde kalırlar.
İsrail’e gösterilen hoşgörü ve toleransı hiçbir ülkeye göstermeyen Batı ve ABD, Siyonizmin üç ideolojik ayağını da doğal olarak kabul ediyorlar. Bu ayaklar: “a) Seçilmiş millet b) Vaat edilmiş toprakların ele geçirilmesi (Tesniye, Bab: 11/24–25.); c) Hiçbir halka tanınmayan ayrıcalıkların İsrail’e tanınması.” olarak sıralanabilir.
Zalim ve mazlum hangi dinden ve mezhepten olursa olsun şiddet tasvip edilemez. İnançlarımız ve milliyetlerimiz farklı olsa da neticede hepimiz insanız. Doğruyla yanlışı ayırt etmeye yarayan yüreğimiz ve vicdanımız var. Hiç kimseye kulak asmasak da, bildiğimizi okusak da tavır ve davranışlarımızı içimizdeki vicdan süzgecinden geçirmeliyiz.
Biz Doğulu milletler nedense uyumayı çok severiz. Tehlike üzerimize gelip toslayana kadar kılımızı kıpırdatmayız. Bunun İslâm inancıyla bir alâkası yoktur. Sanırım genlerimizde bir bozukluk var. Çok çabuk oyuna geliyoruz. Oysa Resulullah Efendimiz “Mümin aynı delikten iki kere ısırılmaz” demiştir. Peygamber böyle demişse muhakkak bir bildiği vardır. Acaba bizim aklımızdan mı, imanımızdan mı zorumuz var ki her tarafımız ısırıklarla dolmuş… Isırılmaya o kadar alıştık ki artık acı bile hissetmiyoruz. Rabbim ümmet-i Muhammed’i şer odakların fitne ve fesatlarından muhafaza eylesin. Bizleri sırat-ı müstakimde daim ve sabit kılsın(Âmin)