Siyasi iktidarlar, zaman zaman halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getiriyor. Bu durum, son derece yanlış ve çeşitli sıkıntılara yol açabilecek bir durumdur.
Bireyler ve bireylerin oluşturduğu topluluklar devlete karşı, ulusa karşı suç işlemeye yönelirlerse, elbette devletin jandarması, polisi, gerekirse askeri karşı duracaktır. Benim anlatmak istediği bu değil.
Bir şirket, ya da bir arya gelmiş iki şirket, ormanlık bir alanın, ya da zeytinliğin, sebze bahçelerinin altında kömür olduğunu ya da benzeri bir başka maden olduğunu fark etti.
Yöneticileri başvuruyor , yöneticiler devletin jandarması görevlendiriyor, güvenlik güçlerinin desteği ile o ormanı, o s zeytinlikleri, o kültür arazisini yok etmeye başlıyor.
Geçimini o zeytinliklerden, o bahçe ve tarlalardan sağlayan halk, kendilerine nefes olan, oksijen alan alanı korumak istiyor. Biliyor ki, o ormanlar yok edilirse, o kültür arazisi ortadan kalkarsa, onlar da o bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklar.
Halk nereye gideceklerini, nasıl geçineceklerini, ormansız, zeytin ağaçları olmadan, o kültür arazisi olmadan, yaşam haklarını kaybedecekler.
Bu durumda ne yapıyorlar?
Ormanlara, arazilerine, zeytinliklerine bağların, bahçelerine sahip çıkıyorlar. Bu kez de, güvenlik güçlerinden cop yiyorlar, dayak yiyorlar, yerlerde sürükleniyorlar!
Niye?
Bir şirket kişisel kazançları uğruna, kendilerini muhacir etmesin, geçim kaynaklarını ve devletin ormanlarını ellerinden almasın diye.
Yöneticilerimiz ne yapıyor?
Devletin güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getiriyor.
Öyle kimi kez halk yargıya başvuruyor, yargı, ormanın yok edilmesine, kültür arazisinin elden çıkmasına izin veriyor, Ama gelin görün ki, yargının kararını bile dinlemiyorlar.
Demokrat partinin son beş yılını (1955-1960) memur olarak, asker olarak (27 Mayıs ihtilalinin yapıldığı 1960 da askerdim) görev yaptım. O tarihten bu yana yaşananları, ihtilalleri, ihtilal girişimlerini, güvenlik güçleri ile halk arasında çıkan olayları yakından izleyen birisi olarak, halkla güvenlik güçlerinin karşı karşıya getirilmesinin doğru olmadığını, bu durumun halkın maşeri vicdanında derin yaralar açtığını biliyorum. Bu durumlara karşı siyasi iktidarların seçim kazanmaları, onların her hareketinde haklı oldukları anlamına gelmediğini de biliyorum.
Vatandaş, sayı olarak çoğunlukta olan vatandaş, ne ülkenin geleceğinin hesabını yapacak, ne de kendi kârının-zararının nerede olduğunu anlayacak bilinçte değil.
Halkın bu durumun fırsat bilmek de doğru değil.