Disiplin; Fransızcadan dilimize giren bir sözcüktür. Türk Dil Kurumunun 1977 baskılı sözlüğünde disiplini şöyle açıklamaktadır:
“Disiplin; yasa, kural ve toplum düzenine uygun davranma niteliğidir”
Türk Dil Kurumunun baskı tarihini niye belirtme gereğini duydum?
Kuruldukları tarihten beri, Türk Dili Kurumu da, Türk Tarih Kurumu da zaman zaman siyasi otoritelerin gerek duyduğu değişikliklere uğramaktadır.
Örneğin; kimi büyük harfler başlayan sözcüklerin büyük harfleri küçülmekte, aksi de olabilmektedir. Kimi bitişik sözcükler ayrılmakta, kimileri birleşmektedir.
Bilgisayarda yazılarımı yazarken; ama, fakat, lâkin, yalnız sözcüklerinden sonra virgül koyuyorum. Altları çiziliyor. Edebiyatçılarla da konuştum bu konuyu, virgül koyulmasından yanalar. Ama, sözlükleri hazırlatanlar virgül koyulmasını önermiş. Konunun uzmanları işin doğrusunu bilirler.
1955’lerde, Zuhuri Danışman olarak çıkan bir zat, tarih kitaplarında Atatürk’e, İsmet İnönü’ye ayrılan bölümleri kısaltmıştı. Neredeyse Türk Kurtuluş Savaşında, Atatürk’e ve İsmet İnönü’ye yer vermeyecekti. Atatürk’ün 1937 de Başbakanlığa getirdiği Celal Bayar’ın “Galip Hoca” mahlasıyla Kurtuluş Savaşında yaptığı yararlılıkları anlatıyordu. Sonradan Vali olan Şükrü Özhan Kelkit Kaymakamı iken, okumaya meraklı olduğumu bildiği için Zuhuri Danışman’ın kitaplarını (Bedeli karşılığında) bana da göndermişti.
Asıl konumuza dönelim dilerseniz.
Disiplin, aile yaşamında da, toplumsal yaşamda da, devlet yaşamında da çok önemlidir.
Disipline çok önem veren kurum olarak askeri kurumları görüyoruz. Astın, üste bağlılığını, verilen emirlerin harfiyen ve zamanında yerine getirilmesi konusunda en çok titizlik gösteren askerlerdir. Çünkü disiplinsiz bir ordu savaşamaz.
Mustafa Kemal’in Türk Kurtuluş Savaşına başlarken ilk yaptığı iş Türkiye Büyük Millet Meçlisini, ikincisi de disiplinli bir ordu kurmaktı. İkisini de başardı. Savaşları da içeren, tüm kararları Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkardı.
Ailede de, toplumda da, özellikle orduda ve devlette de, her birey yerini bilmeli, astını, üstünü tanımalı, görevini disiplin içinde yapmalıdır.
Görevimiz gereği, birçok toplumlarda bulunduk. Toplumların kimilerinde gerekli disiplinin sağlanamadığını, olayları bir başıboşluk içinde sürdüğünü ve bu yüzden amacına ulaşmadığını gördüm.
İlkokul öğretmenlerimizden rahmetli Osman Oktay Bey, müzik dersinde keman çalıyordu. Bir iki öğrenci disiplini bozucu hareketler yaptı. Öğretmen onları dışarı çıkardı ve dersine devam etti. Öğretmen öğrencileri dışarı çıkarırken de “Eşek ne anlar hoşafın tadından” diye bir deyim kullandı. Biz öğrenciler, hoşafla eşek arasında bir bağ kuramamıştık. Öğretmenin amacı, sınıfta disiplini sağlamaktı. Disiplini sağlayamayan öğretmen, öğrencilere yararlı olamaz.
Öğretmenin bu disiplini sağlama olayını, her alana, her konuya örnek olarak verebiliriz.
Her kafadan bir sesin çıktığı toplumlarda hiçbir sonuç alınamaz.
Disiplin; laubaliliği, adamsendeciliği, yaşamın her alındaki sırasızlığı ve saygısızlığı kaldırmaz.
Disiplin varsa, başarı vardır. Disiplin yoksa, başarı yoktur.