Fransızca’dan dilimize giren bir sözcüktür gaf. Yersiz, zamansız gerçek anlamında kullanılmamaktır gaf.
Sürekli toplumların önünde olanların, çok sık konuşanların (Siyaset insanları gibi) daha çok gaf yaptıklarına tanık oluyoruz.
Bir gafı, ikinci bir gafla düzeltmeye çalışanlar da var. Çoğunuzun televizyon kanallarından duyduğunuzu sandığım bir örnek verelim dilerseniz gafa.
AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı, bir soru üzerine, “Geçti Bolu’nun pazarı” dedi. Böylesine gafları hepimiz yapabiliriz. Yadırgamamak gerek.
Bir başkası da aklınca gafı düzeltirken diyor ki, “Bir atasözümüz “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye” der. Yani, gafın kullanıldığı cümleyi atasözü sanıyor.
Çünkü Namdar Rahmi Karatay’ın bir taşlamasında (Şiirinde geçer “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye” dizesi. Buradan bir başka konuya geçmek istiyorum.
Yıl 1961. Fransa’da 6 dönemlik muhasebe kursu açılıyor. Birçok dile çevrilerek, izlemek isteyenlere broşürler halinde parasız gönderiliyor. Sorular soruluyor yanıtlar verip gönderiyorsunuz. Değerlendirip not vererek iade ediyorlar. Sonunda başarılı olursanız size imzalı, mühürlü sertifika veriyorlar. Bu muhasebe notlarını Kelkit’te Mal Müdürlüğü yapan Necati Savtekin de broşürleri benden alıyor okuyor, iade ediyordu. Aramızdaki dostluk nedeniyle benim de maliyeye geçmemi isterdi. O tarihlerde Gümüşhane’de memuriyet sınavı açılmıştı. Necati Beyin ricası üzerine ben de katıldım sınava.
Beş soru soruldu: 1- Ülkeyi 27 Mayıs ihtilaline götüren nedenler? 2- İkinci Dünya savaşının nedenleri ve Türkiye açısından sonuçları? 3- Cumhuriyetin getirdiği yenilikler? 4- Vergi nedir, nasıl olmalıdır? 5-“Bayrakları Bayarak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” şiiri üzerine bir kompozisyon yazınız.
27 Mayıs ihtilalinin, yani Anayasa ve Hürriyet Bayramının birinci yıldönümünde yapılacak bayramda benim konuşma yapmamı istemişti Kaymakam A. Metin Dirimtekin. O tarihlerde 26 yaşımdayım. Sürekli kitap okuyordum. Bazı yerel gazete ve dergilerde yazılar da yazıyordum. Soruların beşi de bana göre rahat yanıtlanacak sorulardı. Ama sınavı kazanamadım.
Neden?
Vergi nedir sorusunu yanıtlarken; yeni sözcükler kullanmışım. Örneğin; amme yerine, “Kamu” demişim. Menfaat yerine, “Yarar” demişim. Fert yerine ”Birey” demişim. İştirak yerine “Katılım” demişim. O tarihteki sınav komisyonu yeni sözcükleri bilmiyor, vergi tarifi yasada nasıl geçmişse aynısını istiyor.
Kompozisyona konu olan şiiri Namık Kemal’in diye sormuşlardı. Şiir; Mithat Cemal Kuntay’ındı. O’nu hatırlatarak başlamıştım kompozisyona.
O sınavı kazananlardan biri rahmetli Ataman Daltaban’dı. Yıllardan sonra çok yakın dost olduk. O sınavı konuşurken dedi ki; “O soruları şimdi biz, bugünkü tecrübemizle cevaplandırsak, senin de o tarihteki cevaplarını karşılaştırsalar, yine sen kazanırdın!”
Sınavı yapan ve değerlendirenlerin yaptıkları da GAF tan başka bir şey değildi. Bunun bir haksızlık olduğunu, zamanın valisi Sayın Mustafa Karaer’e yazdım ama sonuç alamadım. Ben değil de GAF yapanlar kazandı.