Emekliler, uzun zamandan beri, Temmuz ayında çok düşük olan maaşlarına yeterli bir zam bekliyordu. Çok ünlü bir deyimle: “Dağ, fare doğurdu!”
1920 de kurulan ilk Büyük Millet Meclisi milletvekillerinin maaş miktarları belirlenirken, Mustafa Kemal, “Öğretmen Maaşlarının tutarını geçmesin” demişti.
Şu anda Milletvekilleri, emeklilere reva gördükleri maaşların 10 katından fazlasını alıyorlar. Ülkenin kalkınması, gelişmesi için çalışanların aldıkları ödeneklerde gözümüz yok. Olsun, hatta olmalı. Ama devlet memurlarına kamuda çalışan işçilere, memur ve sigorta emeklilerine maaş verirken, biraz insaflı olmaları geremiyor mu?
Memurlara, işçilere, emeklilere insan gözüyle bakmıyorlar mı?
Memurların, emeklilerin çocukları yok mu? Onlar, yemeyecek içmeyecek, okumayacak, büyüdüklerinde yuva kurmayacaklar mı?
Bu tür soruları çoğaltabiliriz. Ne var ki, çoğaltsanız ne olacak?
Ünlü bir halk deyimiyle; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul-zurna azdır”
Çalışanların, emeklilerin sefalete mahkûm edilmesini, ülke genelinde eli kalem tutan, ağzı laf eden herkes yazıyor ve söylüyor.
Yazıp söylüyorlar da ne oluyor?
Kimsenin umursadığı yok!
“Sen söyle, sen işit” oluyor hep.
“Para yok” diyorlar. Paraların nerelere harcandığını biliyoruz.
Dilerseniz, tek bir örnek verelim, bu örneği dilediğiniz kadar genişletin.
Diyanet İşleri Başkanlarının, beraberindekilerle birlikte, onlarca yirmilerce ülkeyi gezmelerinin bizim ülkemize yararı nedir?
“Tasarruf” denen bir kelime var. Bu kelimenin ifade ettiği anlam, zerre kadar bizim ülkemize ulaşmıyor.
Ülkemizi, küçük bir varlıklılarla, büyük bir yoksulluklar arasında ikiye böldüler. Halkın bu konudaki sabrını istismar ediyorlar!
25 bin liralarla, 35 bin liralarla geçim olur mu?