Tarihî Beylerbeyi Sarayı, İstanbul’un Üsküdar ilçesinde bulunmaktadır.
Altı asır boyunca dünyaya adaletle hükmetmiş olan Osmanlı Devleti, var olduğu müddetçe, başta başkentler (Bursa, Edirne, İstanbul vb.) olmak üzere, yurdun dört bir yanında birbirinden kıymetli eserler bırakmıştır. Bu muhteşem eserler, başta İstanbul olmak üzere, hâlâ bütün haşmetleriyle yaşamaktadır. Bu kıymetli eserler şehrin tarihî siluetini zenginleştirmekte, onu dünya metropolleri içerisinde ayrı bir yere ve konuma oturtmaktadır.
Dünyanın sayılı kadim metropollerinden biri olan İstanbul demek biraz da onu tarihî kılan, birbirinden kıymetli köşkler ve saraylar demektir. Tarih boyunca sultanları ve ailelerini ağırlayan, Devlet-i Aliyye’nin yönetim merkezi de olan bu tarihî saraylar Osmanlı’nın karakteristik özelliklerini de yansıtmaktadır. Bunlar arasında Topkapı Sarayı’nı, Yıldız Sarayı’nı, Dolmabahçe Sarayı’nı ve bu yazının da konusu olan Beylerbeyi Sarayı’nı sayabiliriz. İşte bu kadim saraylar Osmanlı’nın tarihine bizzat şahitlik etmiştir.
Dünkü ve bugünkü emsallerine hiçbir şekilde benzemeyen, hakkı ve hukuku daima muhafaza eden bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti’nin, İstanbul’un siluetine zenginlik kazandıran saraylarından biri de aynı ismi taşıyan semtte bulunan ve yazlık saray olarak kullanılan, görünüşüyle bir bibloyu andıran Beylerbeyi Sarayı’dır. Söz konusu bu özgün ve güzel saray, İstanbul’un iki yakasını bir araya getiren Boğaziçi (15 Temmuz Şehitleri) Köprüsü’nün Anadolu yakasındaki ayaklarının yanında ve yakınında yer almaktadır. Şehrin tarihî güzellikleri arasında önemli bir yer teşkil eden bu kadim saray, dünyanın en eski ve en güzel metropollerinden biri olarak gösterilen İstanbul’un Üsküdar ilçesinde bulunmaktadır. Bu tarihî bina bugünlerde müze olarak ziyaretçilere hizmet vermektedir.
Eski ahşap saraydan bugünkü Beylerbeyi Sarayı’na…
Bugünkü Beylerbeyi Sarayı’nın yerinde daha önceleri “İstavroz Sarayı” olarak da anılan ve Sultan II. Mahmud’un talimatiyla Krikor Balyan’a yaptırılan I. Beylerbeyi Sarayı vardı. Bu saraya, renginden dolayı “Sarı Saray” da denirdi. 1829’da inşasına başlanan ve 1832’de tamamlanan bu ahşap saray, 1851’de çıkan bir yangında büyük zarar görmüş, kalan kısım onarılarak kullanılmaya devam etmiştir. II. Mahmud, 4 Haziran 1832 tarihinde bu saraya taşınmıştı. Padişahlar yaz aylarında üç dört ay burada kalırlardı. Burayı bir nevi yazlık olarak kullanırlardı. Daha önceleri bu eski sarayın yerinde Bağlarbaşı’na kadar uzanan ve İstavroz Bahçeleri olarak bilinen koruluk bir alan vardı.
Rumeli Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın buradaki yalısından dolayı “Beylerbeyi” adını alan bu semtte inşa edilen Beylerbeyi Sarayı, Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından yaptırılmış, Hicrî 1281 senesi Zilkade ayının 25. Cuma günü açılmıştır. Saray ana binası, bodrumu ile birlikte üç katlıdır ve saray 24 oda, 6 salondan oluşur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Metin Sözen tarafından kaleme alınan “Beylerbeyi Sarayı” maddesinde tarihî Beylerbeyi Sarayı ile ilgili olarak şu önemli bilgiler verilmektedir:
“1829 yılında II. Mahmud Beylerbeyi’nde ahşap bir saray yaptırdı. Mâbeyin ve Harem daireleri, Serdâb Köşkü, Sarı Köşk, Şevkabâd, Küçükyalı, Büyükyalı ve bendegân daireleri, hamamlar, mutfaklar ve ahırlardan meydana gelen bu tesisler bu devredeki en büyük sahil sarayını meydana getiriyordu. 1851’de büyük kısmı yanan bu sarayın diğer binaları da Abdülaziz tarafından yıktırılıp yerine 1861-1865 yılları arasında bugünkü Beylerbeyi Sarayı yaptırılmıştır. Mimarı Sarkis Balyan’dır. Batı ve Doğu üslûplarının kaynaştırılması suretiyle yapılan Beylerbeyi Sarayı Harem ve Mâbeyin bölümleriyle Türk evi plan özelliği taşımaktadır. Gerek deniz cephesi gerekse yan cepheler, orta bölümleri dışarıya doğru taşan üç kısım olarak düzenlenmişlerdir. Yapının çatısı üstten bütün cephe kenarlarını dolaşan bir korkulukla gizlenmiştir. Yapı bodrum dahil üç katlıdır. Birinci ve ikinci katları arasında yer alan silme, dikdörtgen ve kemerli pencerelerle hareketlendirilmiş cepheye değişik bir çeşni katmaktadır. Bu pencerelerin aralarında ve duvar köşelerinde tek ve çift sütunlar bulunmaktadır. Her iki katta toplam altı salon, yirmi beş oda ile helâ ve banyolar bulunur. Sarayın tefrişi için kullanılan kumaşlar Hereke fabrikalarında özel olarak dokunmuştur. Birçok oda ve salonun tavan ve duvarlarını yağlı boya tekniğiyle yapılmış Türk bayrağı taşıyan gemi resimleri ile sülüs ve ta‘lik hatlarıyla yazılmış manzumeler süsler.”(1)