Allah kulundan dua istiyor. Dua Allah ile kul arasındaki manevi rabıtadır. Dua bağıyla Yaratana bağlananlar asla gevşeklik gösteremezler. Onlar Rablerinin, dualarına ses vereceğini bilirler. Dualarının Allah’a ulaşacağından şüphe duymazlar. Yalnız ona dayanırlar, yalnız ondan isterler. Çünkü mülkün gerçek sahibi O’dur. Bununla ilgili olarak Allahü Teala sevgili Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammet!) kullarım sana, benden sorarlarsa, ben, şüphesiz onlara pek yakınım. Bana dua edenin duasını dua ettiği anda işitir, ona karşılık veririm.”(Bakara 2/186)
Resulullah her an Allah’la beraberdi. Otururken, yatarken, ayaktayken, yürürken, yolculuktayken zihni Allah’ın ululuğunu tefekkür etmekle meşguldü. Cenabı Hakk’ın isimlerini, sıfatlarını düşünür, fikrederdi. Allah’ın nimetlerini över, yüceltirdi. O Rabbinden kendisi için güzel ahlâk ve salih amel dışında fazla bir şey istemezdi. İstekleri hep ümmetinin kurtuluşuna dairdi. Ahir zaman ümmetinin, şeytanın vesveseleriyle imansızlık bataklığına düşmemesi için Rabbine yalvarırdı. Aldığı her nefeste Rabbine şükrederdi. O bilirdi ki dua; inen felaketlere de, inmemiş musibetlere de fayda verir. Kazayı; duadan başka geri çevirecek şey yoktur. Dua her derde devadır. Allah’tan başka sığınacak kimimiz vardır?
Bazıları dualarının kabul olmadığını söylerler. Bu nerden bakarsan hoş bir ifade değildir. Bu, farkında olmadan Allah’tan şikâyetçi olmaktır. Şartlarına uygun yapılırsa dua kabul olur. Duanın en mühim şartı Müslüman olmaktır. Helâl yiyenin duası makbuldür. Hadis-i şerifte, “Duanın kabul olması için, iki şey lâzımdır: Birincisi, kişi duayı ihlâs ile yapmalıdır. İkincisi, yedikleri ve giydikleri helâl olmalıdır.” diye buyrulmaktadır.
Günahkârın duasının kabul edilip edilmeyeceği hep tartışılagelmiştir. Dünyada günahkâr olmayan kul varsa da, sayıları azdır. Kul günah işlemeye meyillidir. Mühim olan bile bile günah işlememektir. Allah günah işleyip istiğfar eden kulunu sever. Günahkâr müslümanın duası, kabule şayan değilse de, bilinmelidir ki Allah, dua edenin elini boş çevirmez. Dua sebebiyle ya günahlar affolur, ya gelecek bir bela önlenir, ya mevcut bir bela kalkar yahut ahirette büyük sevaba kavuşulur. Yeter ki kul işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duysun, bundan sonra günah işlememek için gayrete gelsin. Zira Resul-i Ekrem Efendimiz: “Allahü Teala, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz” diye buyurarak tavrımızın ne olması gerektiğini beyan etmektedir. Fakat bizler aceleci davranıp peşin istiyoruz. Bu da hatalar zincirinin ilk halkasını teşkil ediyor.
Bir rivayete göre Hazret-i Musa, Tûr Dağı’na giderken, yolda, namaz kılıp Hakk’a ağlayıp duâ eden bir zâta rastlamış. Musa Aleyhisselâm, münacatında bu kimsenin affı için Cenab-ı Hakk’a niyaz ettiğinde, Cenâb-ı Hak’tan nida gelip, ‘Ya Musa! Ben o zatın namazını ve duasını kabul etmem. Zira üstüne giymiş olduğu elbisenin bedelinde haram para vardır!’ buyurmuştur. Bu hadise duaların Allah katında kabulü için helal yemenin ve helal kazancın ehemmiyetini göstermektedir. Dualarımız geri çevriliyorsa bu hususta kendimizi yoklamalıyız. Zira bir hadis-i şerifte, ‘Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder, edilen duayı kabul eder’ buyrulmuştur.
Dua kula manevi güç verir. Onun dayanacağı bir güç, tutunacağı bir dal olduğunu bilmesi korkularını ve umutsuzluklarını bertaraf eder. Bundan yola çıkarak bazı hastalıkların duayla iyileştiği sonucuna varılmıştır. Zira pek çok hastalığın esas nedeni psikolojiktir. Kişi güçlü olunca hastalıkları da kolayca yenebilmektedir. Allah gibi bir dostu ve sonsuz gücü yanında hisseden kişi elbette çok daha umutlu ve diri olacaktır.