Yaşlanmadan yakınan pek çok şair ve şiir vardır.
Yahya Kemal:
“Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin
Buna bir çare yok mu ya Rabbülalemin”
Yaş ilerledikçe, bellek zayıflıyor. El ayak tutmuyor. Yahya Kemal’in vurgulamak istediği de bir ölçüde bu.
“Bir başka şairimiz, yalnızlıktan dem vuruyor:
Artık ne gelen ne de beklenen var.
Tenha yolun ortasında rüzgâr
Teşrin yapraklarıyla oynar.”
Yalnızlığın ötesinde, ölümü çağrıştıran şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı:
“Sözünde durmadı mavi gökler
Gün kararıyor gitgide ölüm
Akşam yeli nedameti söyler
Nedamet yer etti ben de ölüm!…”
Tarancı ölümü bekliyor ama bir yerde:
“Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden “ diyerek yaşamaktan vazgeçmek istemediğini de vurguluyor.
Yaşlanmanın verdiği en büyük acı, insanların yalnız yakınlarını değil (Anasını, babasını, halasını, dayısını, amcasını) kaybetmenin ötesinde, dostlarını da kaybediyor.
Bu durumu, Rus Yazarlarından Dostoyevski çok güzel ifade ediyor ve diyor ki:
“Sevdiğin insanları kaybettiğin zaman, hayatı önemsememeye başlıyorsun”
Bence yaşlanmanın özeti bu.
Dostoyevski’nin bu sözünün ötesinde ne söyleseniz, yavan kalır.
Yalnızlık duyguları hayvanlar da bile vardır. Sahibinin mezarını kolay kolay terk etmeyen köpekler ve sürekli kucağında oturduğu ihtiyar ninenin oturduğu yerden kalkmak istemeyen kediler vardır.
Yaşlanmak, bir ölçüde yalnızlaşmaktır. İnsanı ürküten de bu yalnızlıktır.