Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü, topraklarımızın Sevr Antlaşmasıyla bölünüşü, Avrupalıların yıktıkları ve aralarında taksim ettikleri yurdumuzun, yeniden elde edilişi ve Türk İstiklal Savaşıyla yeniden bağımsız bir ulus konumuna gelişimiz kolay olmadı.
Rahmetli Mehmet Akif Ersoy ne diyordu İstiklal Marşı şiirinde:
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı”
Evet, bu toprakların neredeyse her karışı kanla yoğruldu. Sahip çıkamazsak yazıklar olsun!
Ege denizindeki adalarımız, Lozan Antlaşmasında Türk Milletine ait olduğu tescil edilmişti. Söz konusu adaların her birine Yunanlılar yerleşti. Yine antlaşmalara aykırı olarak adalar silahlandırıldı. O gün, bugün sesimiz çıkmadı. “Bir gece ansızın gelebiliriz” dedik ama gidemedik.
Bu adalar konusu basında ne zaman gündeme getirilirse içi yanıyor insanın. Büyüklerimiz ne düşünüyor, bilemiyoruz.
Kanla yoğrulmuş bu toprakları nasıl Yunanlılara terk ederiz?
Tansu Çiller’in Başbakan olduğu dönemde Ege denizindeki kayalıkları sahiplenmeğe çalışan Yunanlıları oradan kovdu. Biz bu cesareti gösteremedik.
Adını; kitaplardan yurdumuzun pek çok yerindeki Statlardan, eserlerden kaldırdığımız, O’na hakaret edenleri cezalandırmadığımız, tarihten bile silmeğe çalıştığımız Mustafa Kemal Atatürk, daha ağır koşullarda bu ülkeyi müstevlilere terk etmedi.
Yalnız bizde değil, dünya da bile aradan geçecek yaz yıllar içinde bir Mustafa Kemal daha gelmez. Yeni Fatihler, Kanuniler, Yavuzlar da gelmez. Böyle bir beklentinin içine giremeyiz.
Mustafa Kemallerin, Fatinlerdin, Yavuzların, Kanunilerin geleceğini bekliyorsak yanlış yaparız. Bu ulusun bireyleri (Kökenleri ne olursa olsun) canını dişine takarak bu toprakları korur.
Ona inanıyoruz, ona güveniyoruz.