Bazı ülkeler, gelirlerinin önemli bir kısmını turizmden kazanıyorlar. O nedenle Turizme; bacasız fabrika diyorlar.
Biz ise, ormanlarımız, yaylalarımız, göllerimiz, kayak olanaklarımız, çeşitli kavimlerin yaşadığı ya da gelip geçtik bir güzergâh üzerinde kurulmuş olmamız, Karaca Mağaramız, Tomara Şelalemiz, yıllardan beri bilindiği halde yeni ortaya çıkarmaya çalıştığımız Satala (Sadak) antik kentimiz, başta altın olmak üzere çeşitli maden yataklarımız turizm açısından harekete geçirilmemiştir.
Örnek alınacak kentler ve o kenti yöneten icraatçılar var.
Örnek mi isterisiniz?
Eskişehir ortada.
Eskişehir ilmimizin 40 yıl öncesiyle, günümüzdeki konumunu kıyaslayın, aradaki büyük farkı göreceksiniz.
Eskişehir’in Avrupa’nın en uygar şehirlerinden biri haline getiren Önceki Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen de hayatta.
“Önce Ekmekler Bozuldu” eserini ve deyimini bilirsiniz.
Önce Gümüşhane’nin doğal yapısını bozduk. Kentin ortasından bir çayın geçtiği, çayın iki yakasında elma bahçelerinin olduğu, elma bahçelerinin bir köşesinde doğa ile uyumlu, dik çatılı iki katlı, en çok üç katlı binaların bulunduğu ve 1950’liler, 60’lara kadar ELMA CENNETİ
diye adlandırılan Gümüşhane’yi ne hale getirdik!
Safranbolu’ya gideniniz varsa, görmüştür. Gümüşhane de Safranbolu konumuna getirilebilirdi. Yazının üst tarafında sıraladığım doğal varlıkları da devreye sokabilseydik, Gümüşhane en büyük geliri turizmden sağlayabilirdi.
1990’lı yıllarda Mimarlar ve Mühendisler Odası Genel Başkanı teşrif etmişti ilimize.
DSİ Tesislerinde bir yemek verildi kendisine. Dedi ki; “30yıl önce Gümüşhane’den geçmiştim. Hayran kalmıştım doğal yapısına. Memleketinizin içine etmişsiniz. Hiç olmazsa bundan sonrasını kurtarın!”
Kurtarabildik mi?
Ne gezer! Bozmaya devam ettik.
Gümüşhane’nin ekonomik yönden kurtuluş yollarından biri ve önemlisi turizmdir. Gümüşhane’ye hizmet etmek isteyenler turizm üzerinde durmalıdırlar.