Okullar, Üniversiteler açabilir, hastaneler kurabilirsiniz.
Fabrikalar, yollar, köprüler, barajlar, hava limanları yapabilirsiniz.
Nutuklar atar, halkın ilgisini çekecek sözler edebilirsiniz.
Görkemli hanlar, hamamlar, saraylar, apartmanlar dikebilirsiniz.
Bunların hiçbiri; haksız bir tasavvurunuzla, beşerin manevi vicdanında açtığı yanayı ortadan kaldırmaya yetmez.
Bunların hiçbiri; sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanda hizmetinde bulunduğunuz halkın huzurunu, gelişmesini ve adaleti sağlamaya yetmez.
Hakkı, hukuku, gelişmeyi, çağdaşlığı yakalayıp üstüne çıkmayı yeğleyecek olan beyin gücüdür.
Ne yazık ki, o beyin gücü de, kurtuluşu, dış ülkelere göç etmekte buluyor.
Neden?
Büyük Atatürk’ün önderliğinde kurduğumuz yeni Türkiye Cumhuriyetini, çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak azmimizi, Atatürk’ten sonra kaybettik. Bugün, gelişmiş değil, gelişmekte olan ülkeler arasında geçiyor adımız.
İşte, bu yüzden, yalnız bilim adamlarımız değil, gençlerimizde büyük çoğunlukla gözlerine batıya, batı ülkelerine gitmeye dikmiş.
Beyin göçünü durduramazsak, gençlerin ülkemizi tek etmelerinin önüne geçemezsek, ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin boşunadır.
Bizim insanlarımız, gelişmiş insanların hiç birinden aşağı değil, yukarıdır.
Almanya’da Koronavirüs aşısını bulanlar, Amerika’da Nobel’e aday gösterilenler Türk değil mi?
Demek ki, onlara seçtikleri dallarda ileri gitme olanağını sağlayamıyoruz.
Bunun başka bir açıklaması v ar mı?
Basın Avrupa’ya giden doktorlarımızın sayısını veriyor zaman zaman. Binlercesi gitmiş, bir o kadarı da fırsat kolluyor gitmek için.
Neden?
Nedeni var mı, hala doktorları, hemşireleri, ebeleri, diğer sağlık personelini her gün dövmelerinin, sövmelerinin, saldırmalarının önüne geçemiyoruz. Onlara, güven içinde çalışma imkânını sağlayamıyoruz.
Dışarıya gitmek istemesin de, ne yapsın?