Biliyorsunuz, uygar olarak düşündüğümüz batılılar, Osmanlı İmparatorluğunu çökertmek için 600 yıl uğraştılar. Sonunda başardılar.
Mustafa Kemal gibi bir dahi ortaya çıkmasaydı, dağıtılan orduyu yeniden düzenlemeseydi, değerli silah arkadaşlarıyla ve hangi kökenden olurlarsa olsunlar, halkla birleşerek Türk Kurtuluş Savaşını başlatmasaydı, şimdi hür ve bağımsız bir ulus olarak yaşadığımız bu topraklarda, kim bilir, Türk Milletinin yerine kimler yaşayacaktı
Bu ülke, bu topraklar, bu sancılı topraklar kolaylıkla özgürleşmedi.
Ömer Bedrettin Uşaklıgil’in, savaşa gidip de gelmeyenlerin, gelip de ana-babasını görmeyenlerin acısını dile getiren bir şiiri vardır Aynı zamanda bestelenen bu şiir şöyle başlar:
“Gidip de gelmemek var/Gelip de görmemek var/Diye ağladığın gün/İçimde yandı anne/Öksüz kalbimde yine/Bir dert uyandı anne!”
Türk Kurtuluş Savaşında öğle olmadı mı? Kurtuluş savaşı öncesindeki Çanakkale savaşlarında öğle olmadı mı?
Dayım Hazım N. Tuğlu 1896 doğumluydu. 17 yaşını doldurduğu 1913 yılında askere alındı. 9 yıl sonra 1922 yılında memleketi Kelkit’e döndü. Nice canlar verdik özgürlük için.
Sarıkamış’ta, on binlerce askerimiz soğuktan, tüfekleri ellerinde donmuştu!
Şimdi özgürce yaşadığımız bu topraklar, bu toprakların insanları bağımsızlıklarına kolay kavuşmadılar!
O parti, bu parti, o görüş, bu görüş diye, niye birbirimizi yiyoruz?
İsrail 1848 yılında Araplardan satın aldığı topraklara yerleşerek, 78 yılda Orta Doğuya hükmetmeğe çalışıyor. Biz, Cumhurbaşkanlığı forsunda yıldızlarla belirtilen 16 Devlet kurmuş, binlerce yıllık bir devletiz…
Önceki yazımda da belirttiğim gibi, niye birbirimizin ayağına çelme takarak enerjimizi boşa harcıyoruz.
Üç yanımız denizlerle çevrili. Kadrini bilmediğimiz, günden güne azalttığımız ekilebilir arazilerimiz, ormanlarımız, yaylalarımız, akarsularımız var.
Balıklar için söylenen bir deyim vardır; “Onlar derya içredir, ama deryayı bilmezler”
Biz de, bu kadar kutsal topraklar üzerinde, milyonlarca şehit kanı dökerek kurduğumuz bu ülkede, ömrümüzü, birbirimizle uğraşarak geçiriyoruz.
Niye aklımızı başımıza devşirmiyoruz?
Yazık değil mi?