Önceki gün eve vardığımda televizyonu açtım, DP Milletvekili Cemal Enginyurt birisinden söz ediyor ve o birisi kim ise, (onu duyamadım) demiş ki, “Allah fakirleri sever. Fakirler de fakirlikleri için sabretmelidirler. “
Enginyurt; “Türkiye’nin 60 milyonunun fakir olduğunu, geriye kalan 20 milyonunun ise rahat yaşadığını ileri sürüyordu. Bir başka meşguliyetim nedeniyle programın devamını dinleyemedim.
Allah, fakirleri sevdiğine göre, zenginleri sevmiyor mu dersiniz?
Eğer Allah zenginleri de seviyorsa, fakir, fakirliği ile kalacak demektir.
Bu konu bana, Nasrettin Hoca’ya ait olduğu ileri sürülen bir öykü geliyor aklıma.
Nasrettin hoca bir yere davet edilmiş. Yemekte Hocaya küçük bir çorba kaşığı vermişler. Hocayı davet eden ev sahibinin elinde de, kepçe büyüklüğünde bir kaşık varmış. Ev sahibi kaşığı her ağzına götürdüğünde; “Öldüm… öldüm…” diye sesleniyormuş. Hocanın bu iş hoşuna gitmemiş. Bir ara, çabuk bir hareketle ev sahibinin elinden büyük kaşığı kapmış ve ; “Biraz da biz ölelim!” demiş.
Allah’ın fakirleri sevdiğini kim söylemişse, hocayı davet ederek, kendine büyük kaşık, hocaya küçük kaşık veren ev sahibi gibi düşünüyor olmalı.
Bu duruma göre; fakir yaşamı boyunca fakir kalacak, fakir olduğu için Allah’ın sevgisine mazhar olacak ve onunla yetinecek.
Zenginin keyfine de kimse nazar değmeyecek.
Biri fazla kilolu, diğeri de fazla zayıf iki kardeş yürürlerken kendilerine yetiştim ve ; “Niye biriniz çok kilolu, diğeri çok zayıf”! Diye sordum.
Fakir olan kardeş; “Ağabeyi anlamadın mı? Babamın tüm varlığını o yedi, şişmanladı, bana da bir şey bırakmadığı için zayıf kaldım” dedi.
Bu söylediğim olay gerçekti ama zayıf olan şakadan diğer kardeşine takılıyordu.
Fakir olanlara, “Allah fakirleri sever” diyerek, onları sabırlı olmaya sevk eden zat, acaba, fakirlerin zenginlere öykünmemesini mi önermek istiyordu?
Allah’ın fakirleri sevip sevmediğini bilmiyorum ama adil olduğunu, herkesin huzur içinde yaşamasını da istediğini de biliyorum.
Televizyon programının devamını izleme olanağım olsaydı, bu konuda Sayın Cemal Enginyurt’un gerekli yanıtı verdiğini de sanırım öğrenmiş olacaktım. Çünkü Enginyurt, söyleyecekleri sözü eğmeden, bükmeden söylerdi.