Mevsimine göre giydirilmeden kışın son derece sert ve ağır geçtiği metrelerce karla kaplı yüksek dağlara savaşmaya gönderilen bu kahramanlar ya donarak ölmüş ya da yeterli beslenemedikleri için hastalıklardan dolayı ölüme mahkum olmuşlardır. Çoğu da yeterince temizlik yapılamadığı için bitlenip tifüse yakalanarak son nefeslerini vermişlerdir. Bu şartlarda bir yolunu bulup sağ kalanlar da ya Ruslar tarafından öldürülmüş ya da Sibirya’ya sürgüne gönderilmiştir. Böylece birçoğu da sürgün sırasında olumsuz şartlardan dolayı can vermiştir. Yani zafer yolculuğuna çıkarken umulanlar, varılan noktada bulunamamıştır.
Amirlerine (üstlerine) itaat etmeyi canlarından kıymetli sayan şerefli ve disiplinli Türk askeri Sarıkamış Harekâtı’nda da elinden geleni yapmış, açlıktan, soğuktan ölene kadar görevini hakkıyla ve lâyıkıyla ifa etmiştir. Soğuktan kıpırdayamaz hâle gelinceye kadar, tetik çekecek güçleri kalana kadar vatan ve millet yolunda mücadeleden vazgeçmemişlerdir. Fakat imamesi zayıf bir tespihe benzeyen Sarıkamış Harekâtı’nın masum erleri ipi kopmuş bir tespih gibi dağ başlarında birer birer dağılmıştır. Allahüekber Dağları adeta ölüm kusmuştur.
Temmuzun sıcağında düşünürken bile içimizi donduran Sarıkamış faciası, Osmanlı Devleti’nin parçalanma süreci içinde önemli bir duraktır. Trablusgarp, Balkanlar, Sarıkamış, Yemen, Şam, Kudüs, Medine diye sıralanan kaybedişler zincirinin önemli bir halkasıdır.
Sarıkamış’ta 90 bin askerimiz donarak ölmedi.
Milletimizi derinden üzen Sarıkamış Harekâtı üzerine bugüne kadar söylenenlerin çoğu ya yanlış ya da abartılıdır. Bir hadisenin önemine binaen millet olarak abartılı konuşmayı severiz. Sarıkamış Harekâtı’na dair söylenenler de bunun bir neticesidir. Türk edebiyatında yazdığı “Çanakkale Mahşeri”, “Yazılamamış Destanlar”, “Yemen Âh Yemen”, “Ölüm Daha Güzeldi”, “Plevne” ve “Kanije” adlı tarihî romanlarıyla tanınan Mehmet Niyazi Özdemir, Sarıkamış Harekâtı’na dair düşüncelerini şöyle dile getirmektedir: “Sarıkamış Harekâtı’nda şehit olan asker sayısı 90 bin değil, 23 bin civarındadır. Harekâta 76 bin askerimiz katıldı. Nasıl oluyor da 76 bin askerimizden 90 bini donarak ölüyor?
15 Şubat 1915 tarihinde orduda yapılan sayımda 42 bin askerin kaldığı tespit ediliyor. Yaralıları çıkarırsak, toplam şehidimiz 23 bindir. Donma olayı Erzurum’un Şenkaya ilçesine bağlı Baldız Köyü’nden Sarıkamış’a hareket eden 25 bin kişilik piyade birliğinde gerçekleşiyor. Bunlardan 10 bininin Sarıkamış’a ulaştığı kesin. Hangi sihirbaz, nasıl bir maharetle kalan 15 bin kişiden 90 bin insanı dondurabiliyor?
Donma olayı ordumuzun tamamında olmadı. Erzurum Şenkaya ilçesinden hareket eden 25 bin askerimizin 10 bini Sarıkamış’a girdiğine göre, donma olayı bunların arasında oldu. Bunların kaçı çarpışmalarda vuruldu, kaçı dondu bilmiyoruz. Ancak bir 90 bin yalanı devam edip gidiyor. Ruslar, bütün savaşlarda kendi ölü sayılarını azaltır, diğer ülkelerinkini çoğaltır. Sarıkamış Harekatı neticesinde Ruslar 32 bin askerlerini kaybettiler. Bunca askerin ölümünü mazur göstermek için ‘Türkler de 90 bin kayıp verdi,’ dediler. Bizdeki bazı kötü niyetli ya da bilgisiz kimseler de bunu alıp, yıllardır kullanıyor. Rus propagandasını devam ettiriyoruz. Olayı öyle bir gösteriyoruz ki sanki o cephedeki Osmanlı ordusu hiçbir şey başaramamış, sanki tek bir kurşun bile atamadan hepsi donup kalmış. Gözümüzü açtık 90 bin yalanı, yaşlandık bu yalan hâlâ devam ediyor. ”
Sarıkamış Harekâtı’na dair bu yalan yanlış bilgiler Enver Paşa’yı tarih sahnesinden silmek gayesiyle belli kesimler tarafından bilinçli olarak ortaya atılmış, halk arasında yayılınca da bir daha düzeltilememiş, yanlışı doğrusundan daha çok itibar görmüştür.