enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

KAPİTALİZMİN OYUNCAĞI: TÜKETİM TOPLUMU-1

04.09.2023 00:00
0
A+
A-

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin Neresindeyiz?

 

Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un beş bölümden oluşan ihtiyaçlar hiyerarşisini çoğunuz bilirsiniz. Bunlar fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, sevgi, saygınlık ve kendini geliştirme diye sıralanırlar. Bu piramidin en altında yer alan “nefes almak, yemek, su, boşaltım, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma” fizyolojik ihtiyaçları oluşturur. Maslow’a göre bunlar giderilmeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine geçilemez. Mesela bu bağlamda karnını doyuramayan, sağlıksız bir insandan özgüven, özsaygı, erdem, yaratıcılık gibi daha üst düzey ihtiyaçlarını tatmin etmesi beklenemez. Buna bir çeşit ihtiyaç önceliği de diyebiliriz. Bunu değiştirmek, yeniden sıraya koymak gibi bir durum söz konusu değildir. Demek ki insan fıtratının gereği budur. Bizler de buna uygun olarak hayatımızı sürdürürüz.

İnsanın yaşadığı müddetçe yemeye, içmeye, barınmaya, giyinmeye ve dinlenmeye ihtiyacı vardır. Öncelikleri değişse de hiçbirimiz bunlar olmadan rahat ve huzur içinde yaşayamayız. Bunlar hangi milletten olursak olalım, cinsiyetimiz ne olursa olsun gidermemiz gereken ihtiyaçlardır. Yani demem o ki tüketim, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nin tabanında yer almaktadır. Bu da öncelikle ve özellikle zorunlu ve temel ihtiyaçlarla ilgilidir. Peki o zaman bizler fert ve toplum olarak Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nin neresindeyiz?

 

Modern Çağın İflah Olmaz Hastalığı: Tüketim

 

Tüketim farklı şekillerde ifade edilebilse de, genel olarak insanın çeşitli ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması ile ilgili eylemlerin yekûnudur. Bir başka ifadeyle ekonomik ve kültürel bir olgudur. Tüketimin bireysel yanlarıyla birlikte toplumsal yanları da mevcuttur.

Tüketmek aslında var olan bir şeyi (nesneyi, varlığı) bitirmek, işlevsiz hâle getirmek ve en basit tabirle yok etmektir. Tüketmek için söz konusu varlığı cismen ortadan kaldırmak gerekmez, işlevsiz hâle getirmek ve hayatından çıkarmak da bir çeşit tüketme eylemidir.

Tüketim insanın hayatta kalması için şarttır. Zira sağlıklı yaşayabilmek için belli başlı besinleri tüketmemiz gerekir. Bu bizi hayatta tutan, sıhhatli olmamızı sağlayan hayatî bir meseledir. Fakat bunun miktarı kişiden kişiye değişir. Bu bağlamda kimi az, kimi çok tüketir. Bu bir anlamda kültürle, geleneklerle, inançlarla ve alışkanlıklarla yakından ilgilidir.

Gerek dünya genelinde, gerekse Türkiye özelinde tüketim toplumu olma serüvenimiz çok yeni olmasa da son yarım yüzyılda, özellikle de son çeyrek yüzyılda adeta tavan yapmıştır.  Buna hızlı sanayileşmenin getirdiği üretim artışı da çanak tutmuştur.

İnsan olarak temel ihtiyaçlarımızın varlığını ve gerekliliğini hiç kimse inkâr edemez. Fakat bunların da kendi içinde en alt ve en üst düzeyleri vardır. Sorun işte tam da burada başlıyor:  “Neyin ne kadarı ihtiyaçtır, ne kadarından fazlası ihtiyaç değildir?” Bu soruya verilen cevaplar kişilerin sahip oldukları imkânlara ve statülerine göre değişmektedir.

Görünen o ki günümüzde bir şeyi elde etmek (satın almak) için onun bizim için bir ihtiyaç olması gerekmiyor. Evvelâ onun aslında bizim ihtiyacımız olduğunu kendimize inandırıyoruz. Bu bir çeşit kendi yalanına kendinin inanması gibi bir şey…

Hani zenginlerin para gücünü kullanarak dilediklerini almalarını biraz anlarım da, bir ayı çıkaracak birikimi olmayanların şartlarını iyice zorlayarak bazı zengin oyuncaklarını (markalı ürünleri) almak için dokuz doğurmalarını bir türlü anlayamam ve de mantıklı bulmam. Bugün fakir ülkelerde bile bazı markaların peynir ekmek gibi satılması bu acayipliğin tecellisidir. Anlaşılan o ki bu özenti bizlere çok şey kaybettirdi,  kaybettirecek de… Böyle giderse ne kendimiz olabileceğiz ne de özenti duyduklarımız gibi olabileceğiz.

 

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.