6 Şubat 2023 yılında 11 ilimizde meydana gelen ve ölü sayısının kesin olarak belirlenemediği, yüzlerce cesedin de bulup çıkarılamadığı, çok büyük hasara yol açtığı depremle ilgili bir yazı yazmıştım birkaç gün önce.
Bazı televizyon kanalları deprem bölgelerinden yayın yapınca, daha doğrusu; annelerini, babalarını, kardeşlerini, çocuklarını, yakınlarını kaybedenlerin dertlerini dinleyince, depremzedelerin yüreklerinin kor ateş olduğunu, tüm yönleriyle anladım,
Herkes gibi, depremden sağ kurtulanlar da, zaman içinde konuşabilir, gülebilir ama belli ki, içlerindeki o ateş, bu dünyayı değiştirecekleri güne kadar sönmeyecektir.
Tüm iller dertli ama Hatay’da yaşayanların dertleri daha başka.
Hataylılar devleti yönetenlerin, bilerek, feryatlarını zamanında duymadıklarını ileri sürüyorlar.
Çünkü diyorlar ki, deprem sabahı asker geldi, yardım etmedi. “Niye yardım etmiyorsunuz?” dediklerinde de, “Emir beklediklerini” söylüyorlarmış.
Deprem günü, kimi iş makinelerinin de geldiğini ama onlarda emir almadıkları için yardıma başlayamadıklarını belirtmişler.
Daha acısı, daha ilginci, kimileri kendi olanaklarıyla, iş makinası kiralayanların, makinalarını bile, bilmedikleri nedenlerle çalıştırmamışlar.
Habip Artun adında bir hemşerimiz vardı. Bir olay anlatırken karşısındakilerin inanmadıklarını fark edince; “Ben bir şey katmıyorum, aldığım gibi satıyorum” derdi.
Ben de dinlediklerini aktarıyorum. Daha acıları da var ama onları yinelemek, acıları daha da depreştireceği için yazmak istemiyorum.
Hataylılar, yöneticilere öylesine dargınlar ki, aralarında Hatay Belediye Başkanı da olmak üzere, diğer yöneticileri de (Hangi partiden olurlarsa olsunlar) konuşturmak istemediler, konuşanları da yuhaladılar.
Öyle anlaşılıyor ki, Göçük altında kalanlar, “Yardım edin” feryatlarına karşın, bekledikleri yardım gelmeyince, gecenin ve gündüzün ayazı da, açlıkla, acılarla birleşince, göz göre göre, bağıra bağıra canlarını verdiler.
Bu ülkede yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimliğini taşıyan hiç bir insanı, dili, inancı, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun, ayrı görmeğe, hiç kimsenin hakkı yoktur.
Özellikle devlet ve halk; iyi günde, kötü günde vatandaşının yanında olmak zorundadır.
Ali’nin Mustafa’ya küsmesi çok önemli sayılmayabilir ama yurttaşın devletine küsmesi, devletin varlığını zaafa uğratır. Depremzedeleri dinledikten sonra anladım ki, bu gerçeği kesinlikle unutmamalıdır.