Yazımın başlığı günümüzle ilgili değil. Yanlış anlaşılmaması için, önce onu belirterek başlamalıyım yazıya.
1970’li yıllar. Bağlarbaşı Mahallesindeki bahçelerin sulanması için bir kooperatif kurduk.
Kimdi kuranlar?
Mustafa Kayaalp, Aydın Bostancı, Temel Nalbantoğlu, Turan Tuğlu ve şuanda aklıma gelmeyen diğer mahalleli dostlar.
İlk genel kurul toplantısını yapıyoruz. Bir emekli öğretmen “Yediler Paramızı !” diyerek suçlamalarda bulunuyor.
Kooperatifin hesaplarını rahmetli Mustafa Kayaalp tutuyor. Defter tutma, muhasebe konusunda az-çok bilgim olduğu için yardımcı oluyorum Mustafa ağabeye.
Kooperatifin henüz dişe değer bir parası yok. Yönetim kurulundaki arkadaşların aidatlarıyla dönüşmeğe çalışıyoruz.
Öğle ise, “Yediler paramızı” diyen emekli öğretmen neye dayanarak diyor bunu!
Yediler paramızı diyen hocaya; “Hocam kim yedi paranızı, ne kadar para ödemiştiniz?” diye sordum. Hocamız para ödemediği gibi, kooperatifimize üye de olmamış.
“Hocam, madem kooperatifin üyesi değilsin, para da ödemedin. O halde niye yediler paramızı diyorsun? Dedim.
Ne dese beğenirsiniz?
Hoca, kendi şivesiyle; “Verseydik, yiyeciydiler!” Dedi.
14 Mayısta Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yapıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi yenilenecek.
Seçimlerden önce başka, seçimlerden sonra başka bir durum sergileyenler var. Seçimlerle ilgili hiçbir emekleri olmadığı halde, 180 derece dönüş yaparak, parsayı toplamak peşinde olanlar çıkıyor ortaya. Kimileri, kendi Genel Başkanlarının söylediklerinin aksine sözler ediyorlar. “Ben öğle görünüyorum ama aslında böyleyim” demeğe çalışıyorlar.
Nerede kaldı kişilik, dürüstlük, tutarlılık, güvenirlilik?
Yaklaşık yarım yüz yıl önce, Bağlarbaşı mahallesinin bahçelerinin sulanması amacıyla kurduğumuz Sulama Kooperatifinin genel kurul toplantısında “Verseydik yiyeciydiler paramızı” diyen emekli öğretmen gibi, dünden bu güne 180 derece dönüş yaparak, kişisel çıkar sağlamak amacıyla; “Bizim ittifak içinde olduğumuz partiler kazansaydı, memleketi şöyle felakete, böyle felakete sürükleyeceklerdi” demeye getiriyorlar.
İşte, bu kafa yapısındaki insanlarla, yüz yıldan bu yana, bir arpa boyu yol alamadık!
Nasıl yol alacaktık?
Kimisi içinde bir kuruş parası olmadığı halde, yediler paramızı diyor. Kimisi, deveyi hamutuyla götürenler görmek istemiyor.
“Kendisi muhtac-ı himmet bir dede, nerde kaldığı gayrıya himmet ede”…