Batıdaki birkaç ilin, onlarca ilçenin ve yüzlerce köyün yaşam hakkı olan Kaz Dağlarını, Kaz Dağlarındaki ormanları, yeşil bitki örtüsünü korumak, yalnız o bölgelerdeki insanları için değil, bu ülkenin tüm yurttaşları için vazgeçilmez bir görevdir.
Niye girdim bu konuya?
Aklımda bir başka konu vardı yazılacak. Televizyonu açınca, ülkemizdeki doğal varlıkları, yerli-yabancı birileri para kazansın diye ortadan kaldırıyorlar. Yurdumuzun pek çok yöresinde bu konuda halk kazan kaldırıyor bu katliamlara. Ama duyan, dinleyen yok.
Bu satırların yazıldığı saatlerde Kaz Dağlarında madem çıkaracakmış Mehmet Cengiz. Elinde maden ruhsatı var. Engel olmak isteyenlerin karşısına devletin jandarmasını çıkarıyorlar. Yaşlıları, gençleri, kadınları yerlerde sürüklüyorlar Mehmet Cengiz ağaçları kessin diye.
Bir orman nasıl meydana geliyor? Bir ağacın büyümesi için kaç yıl bekleniyor? O ormanlar, yalnız insanlara ait değil, içinde yüzlerce, binlerce canlı yaşıyor, yabani hayvanlar yaşıyor, kuşlar yaşıyor. O mahvedilen ormanların altında su kaynakları var. O kaynaklardan da çevresinde yaşayan on binlerce, yüz binlerce insan yararlanıyor. Ormanlar kesilmesin, yok olmasın diye feryat eden kadınların sızlanmaları yürek burkuyor.
Ne zaman, orman kesimleriyle ilgili bir yazı yazmak istesem, İstanbul’u fethetmekle bir çağ açıp bir çağ kapatan Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in: “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” buyruğu aklıma geliyor. Neresin Fatih Sultan Mehmet, bir dalı değil binlerce dönüm ormanı katlediyorlar!
Her konuda ulusuna örnek olan Büyük Atatürk, kimi çalışmalarını, kimi görüşmelerini
Yalova’da yaptırdığı binanın bitişiğindeki ağacın dalları, binaya zarar vermesin diye kesmeye kalkışan görevliyi durdurmuş; “Ağacın dalları kesilmeyecek bina kaydırılacak” demiş ve o yılın (1929) koşullarında binayı kaydırmıştır.
Bu örnek de, Büyük Atatürk’ün ağaca, ormana, doğaya verdiği önemi ortaya koymuyor mu?
Ormanlarımız yok olmasın, ağaçlarımız kesilmesin, kültür arazileri (Altında şu maden var, bu maden var” diyerek yok olmasın, köyler, kasabalar, ilçeler ve buralarda yaşayan insanlar yerlerinden, yurtlarından edilmesin, birileri trilyonluk servetlerine servetler katsın diye, yeni Fatihler, yeni Atatürkler mi bekleyeceğiz?
Söyleyin, ormanları, zeytinlikleri, yeşil bitki örtüleri yok olmasın, insanların gözyaşları akmasın, doğa korunsun diye başka ne yapacağız?