Yalanın, Türk Dil Kurumu Sözlüğündeki açıklaması şu: “Aldatmak amacıyla bilerek ve geçeğe aykırı söylenen söz”
Yaşamın hiçbir alanında söylenmesi gerekir yalanın. İki önemli alan var ki, en çok daha bu alanlarda etkili olabiliyor yalan.
Nedir o iki alan?
Siyaset ve Ticaret
Siyasette yalan kitleleri, ticarette ise, bireyleri etkiliyor. Daha doğrusu gerçekten saptırıyor. Farkına vardığınızda da iş işten geçmiş oluyor.
Ticarette yalanla ilgili bir yöntem de ileri sürülmektedir. Karşınızdaki, verdiğiniz malın ederi konusunda kuşkulu ise, yalana başvuruyorsunuz. Bu konuda yalanı etkili olarak görenler, diğer meslektaşlarına; “Baktın ki inanmıyor, bas yemini” diyerek öneride de bulunuyorlar.
Bu takdirde, karşınızdakini kandırarak sattığınız maldan aldığınız kazanç helal midir?
Helal olur mu, haramdır. Çocuklarınızı da bu haramla beslerseniz, onların hem dünyevi hem de uhrevi yaşamlarını mahvedersiniz. Siz, doğruları söylersiniz ama kimin umurunda!
Siyasette yalan daha büyük bir tahribat yapıyor. Bir kişiyi, beş kişiyi değil, kitleleri yanıltıyorsunuz.
Tekniğin, teknolojinin günümüzdeki kadar ileri düzeyde olmadığı dönemlerde, yalanın ortaya çıkarmak daha zordu. Şimdi kolay. Yazılı ve sözlü basın var. Gerçekleri ve yalanları hem yazılı hem de görüntülü olarak karşınıza dikebiliyorlar. Ama siyaset adamlarına; “Dün böyle demiştiniz, bugün böyle diyorsunuz” diye sorduğunuzda size “Dün dündür, bugün de bugün” yanıtını veriyorlar.
Yalanla ilgili olarak bir atasözümüz şöyle der:
“Yalanı söküp atmadan, hakikati dikmeğe çalışma, tutmaz “Çekirge, bir sıçrar, iki sıçrar ama sonunda yakayı ele verir” İçinde bulunduğumuz dünyada, bireyleri de, kitleleri de uzun süre yalanla yönlendiremezsiniz.
Yalan, yine de etkili olabiliyorsa, söyleyene bir kazanç sağlıyorsa, bu durum halkın da yalandan çok da etkilenmediğini gösterir. Hani, “Bozacının şahidi, şıracıdır” derler ya, onun gibi bir şey.
“Her toplum, layık olduğu yönetimle yönetilir” vurgusunu dinlersiniz zaman zaman. Uygar toplumlarda, hakkı, hukuku bilinçaltına yerleştirmiş bireylerin oluşturduğu toplumlarda yöneticileri halk seçer. Halk da kendine uygun düşenleri seçerse, sonuca yalnız seçenler değil, koskoca bir toplum katlanmak zorunda kalır. Sıkıntı burada. Bireyleri ve toplumları düzeltmek de çok zaman alır.
Seçimi doğru yapmayanlar da durumdan rahatsızlık duyarlarsa; “Elinle ettin, boynunla çek” derler adama.