1940’lı ve 50’li yıllarda, ülkemizin bir tarım ülkesi olduğu okutulurdu okullarda. Dış ülkelere buğday satardık, incir, üzüm, fındık, çay ve benzeri tarım ürünleri satardık. Dünyada tarım ürünleri açısından kendi yetiştirdiği ürünleri kullanan 7 ülkeden biri olduğumuz söylenirdi.
Şimdi, ülkemiz coğrafyasının yarıdan çoğu maden ruhsatlı. Maden ruhsatı verilen alanlarda, 100 yıllık, 200 yıllık ormanlar var, zeytinlikler var, diğer tarım ürünleri var, hayvancılık için önemli olan otlaklar, meralar, hatta bir senedir içinde oturulan köyler, kasabalar var.
Bunlar hepsi, zaman içinde, kömür için, binalarda kullanılacak taşlar için, aklınıza gelen tüm madenler için ortadan kaldırılacak.
Açıkçası, ülkemizde ne orman kalacak, ne zeytinlik kalacak, ne diğer tarım alanları kalacak. Bin yıldan veri, oturdukları yerler ellerinden alınacak insanlara yer bile gösterilmeyecek. Ellerine üç-beş bin lira verilecek, “Nereye giderseniz gidin!” denecek.
Zaman içinde ülkemizin çölleşeceğini yalnız ben yazmıyorum, uzun yıllardan beri bilim adamları, yazarlar, gazeteciler eli kalem tutan herkes yazıyor.
Yazıyoruz, yazıyorlar, söylüyorlar da ne oluyor?
Hiçbir şey olmuyor. Kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.
Birkaç gün önce, Yüksek Mimar-Mühendis rahmetli Nihat Sargınalp’ın, zamanın iktidarına (1956) önlem alınmazsa ülkemiz çölleşecek dediğini, Kıbrıs’ın yüzeyini 20 Santimetre kalınlığındaki toprağın, her yıl erozyonla denizlere gittiğini bir rapor halinde sunduğunu yazmıştım.
Ne yazık ki, bu raporların, bu uyarıların yapıldığı yılların üzerinden çok zamlan geçti. Hiçbir önlem yok. Değişen bir şey yok.
Tüm ormanlarımız, tarım arazilerimiz, kullanılacak kömür için, yerli-yabancı birilerinin para kazanması, kazanılan paralardan, halkın deyimiyle urup da buçuğu da devlete verilsin diye, en verimli topraklarımız, üzerlerindeki varlıklarımızla birlikte feda ediliyor.
Bu koşullar altında ülkemiz çok değil 50 yıl sonra çölleşmeyecek de, ne olacak?