Dünyamızda kimi devletler yıkılıyor, kimi devletler kuruluyor. Bir başka ifadeyle; siyasi tarih değişiyor, siyasi coğrafya değişiyor. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan devletleri biliyorsunuz. Bunlardan çoğu da Türki Cumhuriyetlerdir.
Üç kıtada Osmanlığı İmparatorluğunun eyaletleri olan ülkeler de zaman içinde bağımsızlığını ele aldılar.
Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan İmparatorluk çöktükten sonra, eski eyaletimiz olan Suriye 1918 yılında Faysal tarafından bağımsızlığını duyurmuştu. 24 Ekim 1945 yılında Birleşmiş Milletler kararıyla bağımsız bir Suriye Devleti olarak yaşamını sürdürmeğe başladı.
1971 yılında Hafız Esat bir ihtilal sonucu Devletin başına geçti ve 29 yıl hükmünü sürdürdü. Oğlu Beşar Esat da 2000 yılında Suriye’nin başına geçmişti.
Suriye, baba Esat zamanında da, oğul Esat zamanında da, halkın serbest iradesiyle devlet Başkanı olmadılar. Olağan olmayan koşullarda, baskı altında yapılan seçimlerde çoğunluk almak demokrasiye uygun bir seçimi yansıtmaz. Örnek ortada, Beşar Esat kısa bir süre önce yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerinde yüzde 94 oy almıştı. Ne oldu? Üç ayrı terör örgütünden biri olan ETŞ, önemli bir engelle karşılaşmadan Suriye’nin başkenti Şam’a girdi.
Esat nerede?
Rusya’da.
Bu koşullar altında, Suriye’nin başına geçenler, farklı etnik gruplarda, farklı siyasi görüşlerde olan insanları kucaklayabilecek mi? Onları devlet içinde, birer vatandaş olarak tutabilecek mi?
Şimdiden bir şey söyleyemiyoruz.
Biz bu konuda ne yapmalıyız?
Halkın deyimiyle; “Sel önünden kütük kapmak” gibi bir eylemin içine girmeyeceğiz elbette.
Biz, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ve komşu bir ülke olarak, yeni kurulacak devletin iç işleri karışmadan, isterlerse, yol gösterici olmalıyız. Sınırımız ötesinde bizim için tehlike oluşturan terör organlarını, Beşar Esat’la bir araya gelerek yapamadığımız birlikteliği, belki yeni kurulacak olan devletin başına geçecek olanlarla yapabiliriz.
Bakalım günler ne gösterecek?