Haberi sözlü ve yazılı basından öğrenmiş olmalısınız.
Bir televizyon muhabiri ilkokul öğrencisine mikrofonu uzatarak düşüncelerini öğrenmek istiyor. Öğrenci öğle bir yanıt veriyor ki, Türkiye’yi ayağa kaldırması gereken bir yanıt!
Nedir o yanıt?
“Annem bana karne hediyesi olarak et aldı!”
Kimi kez, sayfalar dolusu yazı yazarsınız ama söylemek istediğinizi, bir ilkokul öğrencisinin verdiği yanıt kadar anlatamazsınız. Çünkü o yanıt sözün bittiği yerdir.
Bu yanıttan sonra, isterseniz, 40 binden çok köy ve kuruluşlarının 900 den çok ilçenin, 81 ilin, yüksek yerlerine mikrofonlar koyun ve o mikrofonlardan en yüksek sesle; “Şu kadar yıldan beri ülkeyi şöyle kalkındırdık deyin. Ülkemizi; şöyle geliştirdik, bütün dünya bize gıpta ediyor deyin. Yaklaşık 200 kadar devlet bizi örnek gösteriyor, aç ve açıkta kimseyi bırakmadık deyin. Eğitimde, sağlıkta, hukukta, tarımda, iç ve dış politikada, hiçbir aksaklığımız olmadı deyin.
O ilkokul öğrencisinin “Annem bana karne hediyesi olarak et aldı” sözü kadar bir değer taşımayacaktır.
Bu ülkede; etin yüzünü Kurban Bayramlarında gören ya da o gün bile göremeyen insanların olduğunu ortaya koydu o çocuk.
Hangi konuyu ele alırsanız alın, dökülüyoruz.
Bu koşullar altında seçimler bir kurtuluş yolu olabilir mi?
Demokrasinin, parlamenter sistemlerin tıkır, tıkır işlediği batılı ülkelerde olduğu gibi, bir seçim yapabilirsek, ülkemiz için en yararlı olacak adayları seçebilirsek, belki hemen değil ama sınırlı bir süre içinde kötümser olmamamıza gerek kalmayacağını düşünüyorum.
O çocuğun dillendirdiği karne ve et konusu, bağımsız bir olay değildir. O çocuğun değindiği ses, bu ülkede milyonların sesidir. Yalnız bizim ülkemizde değil, tüm ülkelerde bu sese kulak verilmelidir.
Çünkü bizi doğru yola yöneltecek ses bu sestir.
O çocuğun ortaya koyduğu gerçek, ülkeyi yönetmeğe talip olanlar için bir dürtüdür. B:aşka çok söze gerek yoktur.