70 yılı aşkın bir süreden beri, gelip geçen iktidarları, siyaset adamlarını; gazetelerden, kitaplardan bildirilerden, radyolardan, televizyonların yayılmasından sonra da, televizyon haberlerinden ve tartışmalarından izlemeğe çalışıyorum.
Adını her yerden silmeğe çalıştıkları Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1920 ile, 1938 arasında, her alanda yapılan hizmetler, aynı hızla devam etseydi, dünyanın en güçlü devletlerinin başında gelirdi.
Şimdi neredeyiz?
İç ve dış borçlarımız milli gelirimizin üstüne çıktı. Yıllık gelirimizin önemli bir kısmı, borç aldığımız paraların faizine gidiyor.
Nasıl kalkınırız bu koşullar altında?
Yaşamından memnun olan hiçbir kesim yok. . İşsizlik almış başını gidiyor. Öğle bir raddeye geldik ki; bir yanda 100 bin, 200 bin lira maaş ya da ücret alanlar, öte yandan, ormanları, zeytinlikleri, tarım alanlarını, halkın istifadesine sunulması beklenen denize girilecek mekânları (Maden bahanesiyle ve başka nedenlerle) alt-üst eden iktidarlara yakın iş adamları.
İlkokullardan başlayarak Üniversitelere kadar tüm eğitim kurumları, büyük oranda özelleştirildi. Sağlık kurumları özelleştirildi. Bundan sonra parası olanlar dilmedikleri okullarda okuyacak, parası olanlar diledikleri sağlık kurumlarında bakılacak, seyahat özelleştirilmedi ama parası olanlar seyahat edebilecek!
Ülkemizde içinde olmak üzere, Orta Doğuda 40’ayakın ülkenin sınırlarını değiştirmek isteyen Amerika ve ile ilişkilerimiz çok iyi görünüyor. Bu iyilik bize ne getirecek, sanırım yakında onu da göreceğiz.
Önceki devlet adamlarımız, sık sık, Kışlaya, okula, camiye siyaset bulaştırmayacaklarını söylerlerdi.
Bulaşmadı mı?
Öğle bir Diyanet İşleri Başkanımız var ki, resmi değil ama özel olarak hükümet sözcüsü gibi davranıyor. Atatürk’ün Anıt Kabrine bir kere gitmedi, Atatürk’ün adını, ölüm yıldönümlerinde de, Ulusal Bayramlarımızda da, ağzına almadı. Zaten Ulusal Bayramlarımız teke düştü. 15 Temmuz’da asılan bayraklar, aradan geçen 20 gün içinde de kaldırılmadı. Belki sürekli asılacak, çünkü nasıl olsa her yıl 15 Temmuzları katlayacağız. İster misiniz, bunu söylediğimiz için, kendimiz, aslımız, neslimiz bilindiği halde iftiraya kalkışanlar olsun!
Oysa ne söylüyorsak, bu ülkenin dirliği, düzenliği, her alanda rahat yaşaması için söylüyoruz. Allah’tan başka hiç kimseden bir beklediğimiz yok. Ama elin ağzını tutamazsınız.
Başkalarını bilemeyiz ama bizim söylemimiz de aynı, eylemimiz de aynı. Nasıl söylüyorsak öğle yaşıyoruz, nasıl yaşıyorsak öğle söylüyoruz.