Sevgi dua gibidir. Onun içine her şeyi sığdırabiliriz. Koydukça genişler haznesi… Dualar nasıl ki genişledikçe ve içi doldukça tesiri artarsa, sevgi de paylaşıldıkça öylece büyür. Başkası için edilen dualar nasıl muteberse kişinin kendisi dışındakileri sevmesi de öyledir. Bununla beraber insanın kendini fazlaca sevmesi, bu duyguyu sadece kendisine layık görmesi ve bölüşememesi fakirliğin en çirkinidir. Sevdiğiniz kişiyle yarın düşman olabileceğinizi düşünseniz de sevgi, sınır koyulmaması ve ertelenmemesi gereken tek şeydir bence.
Bugüne kadar sevgi üzerine neler söylenmedi ki!… Hiç kimse bu his karşısında bîgâne kalamadı. Sevgiye pusu kuranlar da ondan yana göründüler. Sevgiye dair söylenen şu sözler ne kadar da manidardır: “Kavgayı sonbahar yapraklarına yazdım; rüzgârlar alsın götürsün diye… Nefreti karlara yazdım güneşle erisin gitsin diye. Kini bulutlara yazdım fırtınalar dağıtsın diye… Sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin kalbine yazdım; onlarla büyüsün diye…”
Sevgi; nefretin ikliminde çoraklaşan yüreklerimize çiseleyen nisan yağmurları gibidir. Her damlası yüreğimizi temizler ve yumuşatır. Kinin tarlasında boy atan dikenlere inat, sevgiler başak verir; büyür, gelişir, serpilir ardı sıra… Ondan süzülen her damla, çürüyen ve kokuşan benliğimizi yeşertir. Hoyrat vakitlere umudun ve huzurun gölgesi düşer. Nefretin bıraktığı boşluklar iri güllerle dolar. Bahçelerden yükselen rayihayla ruhumuz arınır.
Hoşgörünün sultanı Mevlana ne güzel demiş Divan-ı Kebir’inde: “Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.” Al benden de o kadar… Altının, inci ve mercanın değeri hükmi olsa da, sevginin kıymeti sabittir. Sevgiyi maddeyle satın alamazsınız hiçbir zaman.
Sevginin bayraktarlığını yapan ve sesi yedi asırdan beri asumanda yankılanan Yunus Emre, sözüyle ve özüyle bu yolun tavizsiz yolcusu olmuştur. O, huzuru sevgide bulmuş, bunu iman ve irfan göğüne basamak yapmıştır. Eşyaya maneviyat penceresinden bakan bu nur yüzlü dost bize, altın yaldızlı harflerle yazılmaya layık şu veciz sözleri yadigâr bırakmıştır:
“Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz”
Sevgi, değer vermesini ve değer görmesini bilmektir. Hayat ağacının can suyudur sevgi… Güçleri birleştirmektir bir anlamda; ayrımcılığın kökünün kazınmasıdır. Var olmanın doyumsuz hazzını yaşamaktır. “Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” veciz sözü, bakış açısının önemini ne de güzel ortaya koyuyor. Alphonse Kann “Bazı kimseler güllerin dikeni olduğundan yakınırlar. Ben dikenlerin gülü olduğuna şükrederim.” der… Fazla söze ne hacet… İşte işin özü budur.
Dünya sevgi üzerine bina edilmiştir. Sevgi, şefkat, hoşgörü ve muhabbettir aslolan. Kalp kıran kişi Kâbe’yi yıkmış gibi muamele görür Hakk katında. Zira gönül Kâbe’dir. Vaktiyle halk edebiyatı ürünlerinden birinde rastladığım şu ifadeler beni fazlasıyla etkilemişti:
“Bu ne viran çeşmedir, su içecek tası yok
Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok”
Gönlün en kıymetli sermayesidir sevgi… Onu bütün yürek sarraflarında rahatça bozdurabilirsiniz. Nefretin taştığı demlerde dalgakıran olur gönül sahilinize. Kalkan olur kılıçların gölgesinde… O en büyük servettir yürek işçileri için. Bırakılacak eşsiz bir mirastır yarınlarımızı şekillendirecek çocuklarımıza. Yürek denizlerinde kaybolanlar için emin bir pusuladır. Sihirli bir anahtardır meselelerin yumak haline dönüştüğü açmazın eşiğinde… Kullanıldıkça çoğalan, gönül pınarlarımızı besleyen tılsımlı bir membadır.
Nefretin sağanağında ıslanan, kirlenen ve paslanan gönül tellerimizi sevgi zımparasıyla temizleyebiliriz ancak… Gönül bayramlarımızın lokumu ve şekeridir sevgi.