Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmet, “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim!” diyordu.
Şimdi, ormanlarımız, yerli ve yabanca iş adamlarına emanet. Ne zeytinlikler dinliyorlar, ne sebze bahçeleri, ne buğday, mısır ve fasulye tarlaları dinliyorlar.
Tutturmuşlar, biz bu ormanların altında altın arayacağız. Biz bu arazide taş ocağı işleteceğiz. Biz bu alanda enerji için santral yapacağız!
Yerin altındakini ne zaman olsa çıkarırsınız, yerin üstündekiler ne olacak?
Ordu Fatsa’da taşocağı için yüz yıllık ormanları ortandan kaldırmaya çalışıyorlar. Yok edilmek istenen ormanların yakınındaki vatandaşlar direniyor.
Yakın zamana kadar, ormanları devlet korur, kimi vatandaşlar; ormanlara geçim kaynağı gözüyle bakardı. Şimdi artık, ormanlar geçim kaynağı olmaktan çıktı.
Aksiliğe bakın ki, şimdi de ormanları halk koruyor, devlet üç-beş lira kazanacak iş adamlarından yana.
Hiçbir hesap-kitap yaptıkları da yok. O ormanları yok ederek, yüz yıllık ağaçları devirerek, zeytinlikleri, portakal bahçelerini, tarım arazilerini devlet gücüyle üç beş yerli ve yabancı iş adamının kazanacağı paraya feda ederek ne elde edeceksiniz? Elde edilecek ürünler ortadan kaldırdığınız doğal varlığa değecek mi?
Geçimini portakal bahçelerinden, zeytinliklerden, tarım arazilerinden sağlayan, binlerce, on binlerce vatandaşı hiç mi düşünmezsiniz?
Ormanları mahvedenler, biz sonradan ağaçlandıracağız diyorlar. Çoklarının dediklerini yaptığı görülmüyor. Ağaçlandırsalar bile kaç yıl bekleyeceksiniz; 20 yıl mı, 50 yıl mı, 100 yıl mı?
Ne yapalım biz.
Bir Fatih Sultan Mehmet gibi birisinin dünyaya gelmesini ve başa geçmesini mi bekleyelim?
Bu halkın çileleri, geçim kaynaklarının elden çıkması, yerlerinden, yurtlarından edilmeleri kimilerine su sesi gibi geliyor galiba.
Yoksa, bu ülkenin böyle elden çıkmasına bu kadar duyarsız kalınır mı?