Son çeyrek yüzyılda ihale yasasını yüzlerce kez, iş verdiğimiz kişiler için değiştirdiğimiz gibi, orman yasasını da, 30 kez değiştirmişiz. Her değişimde ormanlarımız biraz daha azalmış. 25 yılda, 780 bin hektar yüzölçümündeki orman varlığımız, orman vasfının dışına çıkmış.
Bu durum, gelecek kuşaklara ihanet değil de nedir?
Yalnız ormanlarımız değil, maden işletme ruhsatı verdiğimiz yerli ve yabancı kişiler, ormanlarla birlikte, maden işletme alanı içine giren zeytinlikleri de, meraları da, sebze, meyve bahçelerini de, hatta kimi köyleri de ortadan kaldırıyorlar. Topraklarını ve ormanlarını ellerinden çıkarmamak için direnen köylüleri, güvenlik güçlerine yerlerde süründürüyorlar. Yedi sülalelerine yetecek kadar servet biriktirenler, paraya doymuyor, devleti arkalarına alarak ülkemizi çölleştirmeğe devam ediyorlar. 100 yılda meydana gelen ormanlar bir bir elimizden çıkıyor. “Kestirilen her ağacın yerine yenisini dikiyoruz” deseler de, bu yanıt gerçeği yansıtmıyor,
Kanadalı Eurogold firmasına, Gümüşhane de çıkaracakları altın madeni için, Gümüşhane halkı olarak engel olmaya çalıştığımızda, firma yetkilileri; “Çıkardığımız madenlerden sonra, boşalttığımız alanları yeniden ağaçlandırarak bırakıp gidiyoruz” demişlerdi, ama hiç de söyledikleri gibi olmuyor. Kesilen ormanların, insanın içine yakan kayalık haline dönüştüğü, uçaktan daha belirgin bir şekilde görünüyor.
Madenler yerinde kalmakla yok olmuyor. Belki de, gelecekte teknoloji daha da gelişir ve ormanlar yok olmadan, altındaki madenler alınabilecek konuma gelebilir.
Yalnız altın gibi değerli madenler için değil, kömür için, hatta taş çıkarmak için bile, hem ormanlarımız, hem tarım alanlarımız, hem de, yeşil bitki örtümüz elimizden çıkıyor.
Ülkemize bu kötülüğü yapmayalım. Yalnız madenlerimiz değil, su kaynaklarımızı da yok ediyoruz.
Bu kadar yazık etmeyelim bu ülkeye!