Halk arasında; “İşten artmaz, dişten artar” diye bir deyim vardır. Kazandığınızı; yiyerek, içerek, gezip- tozarak, sık sık elbiselerinizi, eşyalarınızı, arabalarınızı değiştirerek heba ederseniz, işinizden çok da kazansanız, yine bir şey artıramazsınız. Bu tür harcamalarınızın sizi nereye götüreceği bellidir.
Yalnız kişiler değil, kamu kurumları da, ülkeyi yönetenler de lüks harcamalardan kesinlikle sakınmalıdır.
Zaman zaman, kimi il ve ilçe yöneticilerinin, kimi Belediye Başkanlarının, görev geldiklerinde, makam araçlarını değiştirdiklerini, makam odalarını yeniden dayayıp döşediklerini gazetelerden öğreniyoruz.
Ahmet Necdet Şener, Cumhurbaşkanı olduğu zaman (Çankaya Köşkünde) Cumhurbaşkanlığına ayrılan ödeneğin tümünü harcamamış ve bir kısmını sene sonunda iade etmişti.
Yine Cumhurbaşkanı Şener çoğunun köşkte yapılan düğününde, Cumhurbaşkanlığının elektrik ve su sayaçlarını okumuş düğün sonrası aradaki farkı cebinden ödemişti.
Cumhurbaşkanı Şener, emekli olan eşiyle birlikte alış-verişe çıkar, sade bir vatandaş gibi hareket eder, kimse onu fark etmezdi bile. Zaten o da fark edilmesini beklemezdi.
Bülent Ecevit Başbakan olduğu dönemde bile yerli otomobil kullanırdı.
Eski valilerimizden Rafet Üçelli, Cuma namazlarına makam arabasıyla değil, kendisine ait eski bir arabayla giderdi. Birkaç kez rastladım. Daha çok örnek vermeye gerek yok sanırım. Bu kadarı fikir vermek için yeterlidir.
Yazıya, “Makam Arabaları” başlığıyla başladım.
Dünyada nüfusuna göre en çok makam arabası kullanan ülkenin başında Türkiye’nin geldiğini okumuştum gazetelerden. Verilen rakam gerçekten hem üzücü, hem de ürkütücü.
Tük ülkelerin kullandığı makam arabalarını sayı oyarak yazmamış çok da gerekli değil.
Almanya ile Türkiye’yi kıyaslamamız yeterli.
Almanya ile bizim ülkemizin nüfusu birbirine çok yakın.
Almanya’da makam arabası sayısı 7 bin. Türkiye’de 125 bin.
Ekonomik yönden niye bir arpa boyu yol alamadığımız bu örnekten de belli değil mi?