Bu başlığı gören; “Yeni dostlara ne oldu?” diyebilir. Yeni dostlara bir sözümüz yok. Zamanla, dostluk anlayışları da değişikliğe uğruyor. Çünkü maddenin ön plana çıktığı bir dönemde yaşıyoruz.
Bir yakınının yanında çalışan çırak bir şey okuyormuş. Mal sahibi, yakınına sormuş:
-Nedir o okuduğun
Çırak yanıt vermiş:
-Senin de tanıdığın birinden gelen mektubu okuyorum
-Bize bir yararı var mı?
-Yok
-Öyleyse kapat, çalışma saatinden sonra okursun
Şimdiki dostluklar biraz da böyle.
“Eski dost” dediğimiz, uzun yıllar dostluğun devam ettiği anlamına gelir. O nedenle:
-Eski dost, düşman olmaz, deyimi kullanılmaktadır.
Bir vatandaş akşam evinde rahatsızlanır. Yakını, arabasıyla hastaneye yetiştirmeğe çalışır. Araba arızalanır. Bir kenara çeker, yoldan geçen arabalara el kaldırır. Hiç kimse umursamaz. Yabancı plakalı bir araba durur. Durumu öğrenir, hastayı arabasına alır ve hastaneye götürür, sonra yoluna devam eder.
Sayıları azalsa da, insanlık kadri bilen birileri çıkıyor yine. İnsana yaşama umudu veren de bu.
Sanırım yabancı bir yazara ait olan bir ifade geliyor aklıma, dostluklarla ilgili.
“Bin insandan biri, bizi bir kardeşten çok tutacaktır. Onu 20 yıl arasak da boşuna sayılmaz”
Yusuf’u üvey kardeşleri kıskançlık yüzünden kuyuya atamışlardı. Yusuf umudunu yitirmedi. Kuyudan çıkardılar. Mısır’a götürdüler, önce Mısır’ın yetkilisi konumuna geldi. Sonra peygamberlik payesine erişti.
Kimse, kimseye itibar etmese de, varlıklılar, varlıksızları görmezden gelse de, yolda karşılaştığınız insanlar sizden bir beklentisi varsa selam verse, yoksa selam bile vermese de, umutsuzluğa kapılmamak lazım.
Tevfik Fikret’in dizelerinde dillendirdiği gibi:
“Göz yumma güneşten ne kadar nuru kararsa
Sönmez ebedi her gecenin bir gündüzü vardır”
Yeni dostlara sitem için yazmıyorum bu satırları. Uzun ömürlü, dostlukları karşılık beklemeden sürdürebilen yeni dostlar da vardır, olacaktır.
Sayıları az da olsa, yaşam ( Eski, ya da yeni) dostlarla değer kazanır.