enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Korunması Gereken Kurumlar

11.01.2024 14:13
0
A+
A-

1970’li ve 1980’ li yıllarda basını ve siyaseti yakından izleyenler bilirler. O tarihlerin devlet adamları Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve diğerleri; kışlaya (Orduya), Maarife (Okullara) Camiye siyasetin sokulmasına karşı olduklarını söylerlerdi.

Günümüzde bu üç kuruma Yargıyı da eklemekte yarar var.

Bu dört kuruma; (Yargıya, orduya, Milli Eğitime ve Dine) siyasetin sokulduğu ülkelerde demokrasiyi yeşertmek, demokrasiyi yeşertemeyince rejim olarak Cumhuriyeti korumak, hiçbir şekilde olası değildir.

Sözünü ettiğimiz, çok önemli olan ve gözümüz gibi korumamız gereken bu dört kuruma, yani yargıya, orduya, okula ve camiye siyaseti sokarsanız, yalnız bu kurumları değil, bu kurumların bulunduğu ülkeyi de uzun süre yaşatamazsınız.

Ne yazık ki, bu kurumlara siyaseti soktuk. Artık vatandaşlar, yalnız devlet yönetiminde sorumluluk alanların değil, kimi egemen güçlerin de ağızlarına bakıyorlar. Belki kişileri ve kurumları istedikleri yöne çevirmek için alınlarına tabanca dayamıyorlar ama yaşamlarını zora sokacak yaptırımlarda bulunuyorlar. Yaptırımlar karşısında kurumların sorumluları da, halkın deyimi ile iki arada bir derede kalıyorlar. Ya söylenenleri yapacaklar ya da yalnız kendilerine değil, bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerine de sıkıntı yaşatacaklar.

Ekmeyi ile oynadığınız insanların görev ve sorumluluklarını yasalar çerçevesinde, hak ve adalet duygularıyla yerine getirmelerini beklemek söz konusu değildir.

Geriye ne kalıyor?

Nazım Hikmet’in dediği gibi; “Sen yanmazsan, ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa!”

Bu ülkenin aydınlığa çıkması için yanmayı göze alabilecek bireyleri ve kurumları beklemeli miyiz?

Doğrusunu isterseniz bilemiyorum.

Ama geçmişte örneği var.

Kimler onlar diye sorarsanız, bende Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını yanıt olarak verebilirim. Çünkü ölüm fermanları boyunlarında başlattılar Türk Kurtuluş Savaşını. Kadını, erkeği, yaşlısı, genci o günün vatandaşlarını da unutmamak gerekir.

Son söz olarak derim ki; Yargı, Ordu, Milli Eğitim ve Camileri karıştırmayın. Kıymayın bu kurumlara.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.