İspanya deyince bazılarının aklına Real Madrid ve Barcelona gibi dünya futbolunun dev takımları gelse de; benim aklıma Endülüs, Endülüs deyince de Türk şiirinin zirve isimlerinden biri olan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Endülüs’te Raks” şiiri gelir. Bu şiir, bizi buram buram maneviyat kokan kadim İslâm şehrine götürür. İşte Üstad’ın o tılsımlı beyitleri:
“Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…/Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı…//Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir./İspanya neş’esiyle bu akşam bu zildedir.//Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,/İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri…//Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;/İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.//Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,/Göğsünde yosma Gırnata’nın en güzel gülü…//Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir/İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.//Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;/Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…//Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…/Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli…//Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,/Her kalbi dolduran zile, her sineden: Ole!”(1)
Kurtuba (Cordoba) Şehri ve Gözü Yaşlı Kurtuba Camii Mâzisini Arıyor.
Günümüzdeki adıyla Cordoba, nam-ı diğer Kurtuba, Madrid’e yaklaşık 400 km mesafede bir İslâm şehri… Şehir, dümdüz bir araziye kurulmuş. İhtişamlı zamanlarında sekiz yüz binleri görse de, günümüzde şehrin nüfusu yarıya inmiştir. İbn Hazm, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi edebiyatçı, tarihçi, âlim ve filozoflar bu topraklarda yetişerek isimleri zamanın göbeğine yazılmıştır. Kurtuba, var oluşundan beri İslâm’ın hüznünü yansıtan ayna olmuştur.
Endülüs Emevilerinin başkenti Kurtuba’da vaktiyle altı yüz cami bulunmaktaydı. Bunların en gözdesi ve ihtişamlısı Kurtuba Camii’ydi. Fakat bu cami, 1236’da katedrale çevrilmiştir. Guadalquivir(Vad’il Kebir) ırmağının kenarındaki bu cami, dünyanın en büyük ve kadim camilerinden kabul edilir. Bu mabet, en fazla sütuna sahip olmasıyla da dünyada tektir. Bu görkemli camiin at nalı şeklindeki mihrabı ve minberi görülmeye değerdir.
Kurtuba Camii bugün ne kadar görkemliyse, müminlerin secdelerine şahit olamadığı için, bir o kadar da hüzünlüdür. Elli bin cemaatin aynı anda ibadet edebileceği devasa Kurtuba Camii’nde, çan kulesine çevrilmiş minareleri görmek, insanın içini acıtıyor. A. Karakoç’un “Üşüyenler” adlı şiirindeki “Ezanlar buz tutmuş minarelerde” dizesi, tam da bu acıklı durumu anlatıyor. Kurtuba Camii, tevhid nidalarını duyacağı kutlu asırların özlemiyle yanıp tutuşuyor.
Dününü Hasretle Arayan Endülüs’te Gırnata (Granada), Sevilla (İşbiliye) ve Ötesi
Gırnata (Granada)’da cümle varlıklar size sanki gülümser. Zira bu mütebessim şehir, 1492’ye kadar İslâm uygarlığı dairesinde kalmıştır. Bugün o cadde ve sokaklarda dolaşırken bir İslâm şehri havasını doyasıya hissederek huzur bulursunuz. Buradaki İslâmî mimarî, şehrin doğu medeniyetine ait olduğunu adeta haykırmaktadır. Hüzün ve coşkuyu en iyi şekilde yansıtan Flamenko, Granada’yı da içine alan Endülüs’ün dünyaya armağanıdır.
Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın şu tespiti çok doğru ve yerindedir: “İspanya’nın neresine giderseniz gidin, en güzel yapıların Müslümanların egemenliği döneminde yapılmış olduğunu görürsünüz. Bu yüzden İspanya’da Hıristiyanların egemenliği ne kadar sürerse sürsün, Elhamra ve Kurtuba Camii ayakta kaldıkça, kimse Müslümanların kültür ve sanat seviyesine ulaşamayacaktır.” (Hicaz’dan Endülüs’e, s. 156)” Doğru söze ne demeli, mükemmel teşhis…
Gerçekten de Endülüs bölgesinde İslâm’ın buram buram kokusu içimize dolar. Sevilla (İşbiliye) deyince de ünlü mutasavvıf, İslâm düşünürü ve şâiri Muhyiddin İbn Arabî gelir akıllara. Bu kıymetli ve kudretli İslâm âlimi, ilk eğitimini burada tahsil etmiş, uzun süre bu eşsiz topraklarda yaşadıktan sonra Şam, Bağdat ve Mekke’ye seyahat etmiştir.
İslâm şehirleri, insan merkezli medeniyetin mücessem abideleridir. Mekke, Medine ve Kurtuba bunların en başta gelenidir. Endülüs’ün payitahtı Kurtuba, İslâm medeniyetinin görkemli izlerini üzerinde gururla taşır. Buradaki mimarî, bu medeniyetin asaletini tescil eder.